music

27 Aralık 2012 Perşembe

selamlar..


2 haftalık bir ayrılıktan sonra iyi geceler dostlar..
bloğumu ve sizleri çok özledim, kahvemi ve sigaramı yanıma aldım ama sizleri de unutmadım yukarıda sanal ikramımdır kabul buyurunus efenim ;)

6 Aralık 2012 Perşembe

buraya kadar..


Yorgunum...
şimdi duyuyorum sesinizi -bende çok yorgunum...
haklısınız sizde çok yorgunsunuz...

Mücadele etmekten ilkkez kaçıyorum....
sizinde kaçışlarınız oldumu?

İnsan çok sevdiği mekanını, çok sevdiği arkadaşlarını bırakıp gider mi?
bilmem yaptınız mı?

28 Kasım 2012 Çarşamba

baş sağlığı nasıl yapılır?


1989 yılı...
28 kasım...
kuzenim Pınar öldü...
23 yıl geçmiş...
kardeşimle kırkları karışmış aynı yıl doğmuşlar
mayısta kardeşim haziranda pınar...
ilk defa morg gördüm
ilk defa bir ölü gördüm..
ilk defa bir defin gördüm ve ilk defa kefenin toprağa yatırılışını...
korkmadım...

21 Kasım 2012 Çarşamba

Anne Ferik Ne Demek?



Maliyeden emekli doğu kültürü almış büyük baba 2 gün sonra hastaneye gelir odada henüz 18 inde genç bir anne yatmaktadır yanında minik kırmızı ama canlı bir et yavrusuyla beraber..yatağa bir küçük altın fırlatır

-Al bu senin...şaşkın genç anne anlayamaz birde bebeğe verdiği ismi söyler ardına bakmadan çekip gider..

20 Kasım 2012 Salı

yol arkadaşım-13


Nişanımızdan 4 ay sonra...

Evlendim...
:) İki kişilik bir dünya kurmak mesele değilmiş asıl mesele evlenirken yaşanan o karmaşanın sıkıntıların ardından başlayan yeni hayatı tüm renkleriyle taşıyabilmekmiş
Suatla birbirimizi gerçekten çok seviyoruz, etrafımda insanların bir yığın konuşmalarını beynime kazımak istemedim çoğunlukla erkek evlendikten sonra değişir dediler, olabilir ama kadın da bir o kadar değişmiyormu hayat birleştiriyoruz kolay değil.. O beni tanımaya çalışıyor, bende onu..yapışık aşıklar gibi değiliz kimi zaman arkadaşız, kimi zaman dostuz kimi zaman sırdaşız ve yüreklerimizi ortaya koyan iki sevgiliyiz..Yemek yaparken zorlanıyorum çünkü bu konuda pek bir bilgim yok, annemden aldığım tarifler sayesinde iki eksik üç fazla tuzu şekeri kaçırıyorum ortaya çıkan yemeğin mahcubiyeti yüzüme yansıyor farkındayım suat bunu fırsat bilip dalga geçiyor ama bildiğim birşey varsa o da; onun ev yemeklerine hasret kalışı..

11 Kasım 2012 Pazar

yol arkadaşım-12


Suat o günden sonra haftada 2-3 kez sevil ablanın yanına gelmeye, benimse sesim günden güne tanınmaya, artık radyoevi de, radyoya misafir olanlar ve tüm dinleyicilerde alışmaya başlamışlardı. Ailemi çok özlüyordum, evimin kapısından içeri girdiğimde gördüğüm o boşluğu düşünebiliyor musunuz...

4 Kasım 2012 Pazar

yol arkadaşım-11


Çocukken duyduğum korkular geldi aklıma, birden bire onları karşımda görünce çok şaşırmıştım yanlarına gittim, yüzlerine baktım o an kendimi çok mahcub hissettim sanki kabahat işlemişim gibi..İkisi birden bire bana sarıldı babam -tebrik ediyorum seni kızım ne çok sevenin varmış diyor annem -bizi utandırdın çocuğum yolun açık olsun deyince şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemedim -sen her zaman olgunsun, hassassın bizde senin başına bir şey gelsin istemeyiz koca memleket burası iti var kurdu var bir başına nasıl yaparsın diye düşünüyoruz umarım anlarsın sende bizi mutlaka bir gün evlenip yuvanı kuracaksın dedi babam..sesimi çıkarmadım elimde çiçeklerle eve döndük.
Ertesi sabah kahvaltımızı yaptık annem çantaları toplamıştı oturma odasına çay servisi yapıp yanlarına geldim ve bir açıklama bekliyorlardı doğal olarak..

29 Ekim 2012 Pazartesi

Tarih: 29 Ekim

Bu gün dünyanın her yerinde gülen eğlenen insanlar vardı, bu gün Türkiyede evlenen, nişanlanan çiftler vardı adımlarını yeni dünyaya atmak için uğraşan.. bu gün sibel can'ın extrası vardı, barda oğuz boran'ın proğramı, kahvede 4 adam okeye dönerlerken gırgır şamata kırılagiyor, dersaneden çıkan gençler birbirlerine takılıp eğleniyor, flört edenler sinema salonuna girip koltuğun birinde keyifle filmini izliyor, güneş son ışıklarını insanların yüzüne vuruyordu..

27 Ekim 2012 Cumartesi

yol arkadaşım-10


- İyi geceler sevgili dinleyiciler İstanbulun en dingin saatlerinden bir kahve sıcaklığında merhabalar..Şuan neredesiniz kimlerlesiniz neler yapıyorsunuz bilmiyorum fakat dinleyenler varsa bu geceki sorum için yayına bağlanmaya hazır olun çünkü bu soru belki bir geleceği belkide bir gerçeği aydınlatabilir hepimizin umut ve hayalleri nasıl gerçekleşti ve hiç mucizelere inanır mısınız desem :) cevaplar hazırmı..peki o halde bir şarkı molasının ardından telefonları alacağım dedim ve büyük bir heyecanla beklemeye koyuldum; kırmızı ışıklar yanıp yanıp sönüyordu bu demektirki bir çok dinleyen cevaplarını vermeye hazırdı. Şarkının sonunda yayına girdim ve ilk telefonu aldım -Merhabalar sizi tanıyabilir miyiz?

18 Ekim 2012 Perşembe

yol arkadaşım-9


O gece gördüğüm rüya.....

Rahmetli halam ellerimden tutmuş yüzüme o sevgi dolu bakışlarıyla bakıyordu. Kendimi çok huzurlu hissettim
-kızım yol arkadaşın seni bulacak, bunu sakın unutma dedi ve ellerimin arasına evin içinde taktığı yeşil yemenisini tutuşturdu ayağa kalkıp sanki bir daha hiç gelmeyecekmiş gibi sarıldı, o sımsıcak gülümseyen bakışlarıyla el sallayıp gitti...Uyandığımda saat sabah 9,00 du, yataktan kalkmadan öylece daldım sanki gerçek gibiydi, halam gelmişti ve sanki bana bir cevap vermişti de, anlayamamıştım ne demekti yol arkadaşım?
kimdi? ve neden gelecekti?

15 Ekim 2012 Pazartesi

yol arkadaşım-8


3........
2........
1........

YAYIN...
hem korku hem üzüntü ve hemde heyecanın etkisiyle Seda ablanın ölüm haberini verirken hıçkırıklara boğulduğumu, burnumu çeke çeke o yayını nasıl yaptığımı hiç bir zaman unutmayacağım..Proğramı bitirip kapıdan çıktığımda tüm teknik personeli karşımda buldum hepsi boynuma sarılıp ağladılar teşekkür ettiler ve başarı dilediler..Bu çok karışık bir duyguydu, oysa yapacağım ilk proğramın hayalini böyle kurmamıştım hayal kırıklığı içerisinde evimin kapısını açtım..

13 Ekim 2012 Cumartesi

bir çay molası, biricit :)


Özrüm affola; bir haftadır bloga girip yazamadım, akreple yelkovana yetişemiyorum
ve gerçekten çok yorgunum hemde çook..koşturmacalar, misafirler işler derken zorlanıyorum
yol arkadaşım serisine inşallah yarın akşamdan itibaren devam edeceğim ama bu akşam verdiğim sözümü tutuyorum sevgili biricitciğim çok teşekkür ediyorum mimlemiş; bu mim olayını seviyorum; mimlenmek değil söz konusu, aslolan blog arkadaşını tanımak, sosyallik ve birazda neşe katmak adına yemeğin tadı tuzu gibi keyif veriyor, çok da akıllıca buluyorum, ve mutlu olduğumu söylemek isterim, haydi o zaman soru ve cevaplara geçeyim :)

çantamdaki 5 şey:

5 Ekim 2012 Cuma

yol arkadaşım-7


İnsanlar bulutlara benzer; beyazı vardır, mavisi vardır, grisi, koyu grisi..
seç seçebilirsen kendine göre iyisini...O çok iyi dedikleriniz gün gelir düşmanlarınız olabilir, o halde insanlar hakkında net bir düşünce sergilemek doğru değildir; doğru olan, olduğu gibi olanı görebilmek; kısaca eleyebilmektir..
Öyle yaptım yıllarca insan eledim kum eler gibi, un eler gibi..hiç kolay olmadı, her giden bana ders verirken birde gördümki; benden de çok şeyler gitmiş...

3 Ekim 2012 Çarşamba

yol arkadaşım-6


Aklım ve kalbim yerinden çıkacaktı neredeyse...Dönüp bakmaya korktum bu kim düşüncesini yitirmiştim, öylece kalakaldım, ölüyormuydum yoksa öldürülüyor muydum?
Bir insanın canı bir kelebekten bile daha narin ve ince...Aklının ucuna dahi gelmeyen ölümler kaderimiz olabiliyor.
Bekledim taa ki; arkamdaki o ses bana cevap verene kadar...
-korktun mu dedi...ağzım kapalıydı açık olsa bile konuşacak gücüm kalmamıştı ama tanıdım o sesin kime ait olduğunu ben arkamı dönmeden o ellerini ağzımdan çekip bir hışım önüme geçti
-Allah belanı vermesin senin, ödümün kesesi patlasa ölümümün sebebi olacaktın, manyaaak diye bağırdım..

2 Ekim 2012 Salı

yol arkadaşım-5


Anneannemin eviyle kaldığım yurt arasında 5 km bir koca yokuş vardı, lapa lapa yağan kar tipiye dönüştü kardan kız olup, titreyerek girdim yurt kapısından içeri, çok açtım, çok üşüyordum ve beş kuruş param yoktuki, bir parça ekmek yiyebileyim..Odama girdim üstümü başımı çıkardım ellerimi ayaklarımı ısıttım geçtim ranzama, camdan dışarı bakıp yağan karları izlemeye koyuldum, usulca süzülmeye başladı gözümden yaşlar, odadaki diğer kızlar ranzanın üstünde domates peynir Allah ne verdiyse yiyorlardı, bana seslendiklerini duydum bir ara; -aybala arkadaşım gel hadi bi parça ekmek arası ye bizimle...

yol arkadaşım-4


Yıllar önce annem babamın eline muhtaç olduğundan bir sabah okula gitmek için kapının eşiğinde ayakkabılarımı giyerken -kızım bana bir söz ver dedi, dönüp yüzüne şaşkın şaşkın baktım, anlamadım ne demek istediğini dışarıda bekleyen babama söylermiş meğer; -sen okuyacaksın ekmeğini eline alacaksın ve kocana asla muhtaç olmayacaksın dediğinde babamın aklı dank etmiş olmalı; cebini karıştırıp anneme para vermeyi akıl edebilmişti -bak gördünmü, ben sana bunu demesem baban bana iki ekmek parasını çok görecekti...Ev kadını ne demek işte o zaman anladım, evinin kadını ayrı bir lisan, ev kadını ayrı..
-söz dedim anneme, başkada bir cümle kuramadım..
Ve üniversiteyi kazandım annemin destekleri sayesinde; marmara üniversitesi iletişim fakültesi, radyo televizyon bölümü..İyide hangi parayla gidecektim hem hadi gittim nasıl okuyacaktım, nerede kalacaktım..

1 Ekim 2012 Pazartesi

yol arkadaşım-3


O gün....
18 yaşıma giriyordum..ben aybala..fakirden az iyi bir ailenin kızı..
Öyle bir yağmur hiç bir zaman yağmamıştı, pencerelerden içeri akan suları eskiyen atlet yırtıklarıyla kapattım annem komşuya gitmişti aycan okuldaydı adnanda arkadaşı ömerin evine oyun oynamaya gitmişti, içimdeki hüznün adını koyamamıştım herşeyimiz sıkıntılı bir dünyanın içinde hapsolmuştu ama herşey..
Hala altımı ıslatan bir genç kızdım halaaaa, utancımın ne kadar büyümüş olduğunu düşünebilir misiniz? Nasrettin hoca ne demiş -bana damdan düşeni getirin, halimi ancak o anlar..Gizli utancımın çaresini annem hiç bir zaman bulamadı ne kara sakızlar ne doktorlar nede yakılar, hiç bir şey kafi gelmedi..

28 Eylül 2012 Cuma

yol arkadaşım-2


her akşam olduğu gibi derslerimi yerde çalışıyorum, annem masada çalış diye kızsada yerde çalışınca sanki aklım daha çok çalışıyor. Ablam benden 7 yaş büyük bu arada adımı söylemedim değilmi? -Aybala yani küçük ay, yani beyaz yavru anlamında, ablamın aycan küçüğümüzün adıda adnan, o daha 6 yaşında ama okumayı öğrettik ablamla..
Derslerimi bitirince her akşam olduğu gibi asli görevimi yerine getirmeye banyoya gidiyorum bir leğene suyu doldurup salona geliyorum babam çoktan çoraplarını çıkarmış oluyor, biliyormusunuz bazen midem bulanıyor ayak yıkamaktan bıktım ama o benim babam sesimi çıkaramam hem bizim söz hakkımız dahi yok.

yol arkadaşım-1


(HİKAYE)
karanlıktan korkuyorum, annem koridora gece lambası taktı, yeşil rengi azıcıkta olsa aydınlatıyor salonu.
gecekondu'luyuz, kırmızıya boyalı evimizin etrafı yemyeşil, 9 yaşındayım bir ablam bir kardeşim birde ben üçümüz aynı odayı paylaşıyoruz yani salonu..
babam memur hergün tertemiz takım elbiseleriyle gidiyor, ama akşama çamura  sıvanmış pantolonu, kendinden geçmiş gravatıyla içeri giriyor bizim mahallede asvalt yok, o yüzden herkez çamur adam olup evine döner, tıpkı arkadaşları gibi annemde hergün ipe bir dolu çamaşır asar, çamaşır makinemiz yok çok fakirde değiliz ama zengin hiç değiliz, evimiz kira badem bıyıklı bi ev sahibimiz var her ayın 16 sı dedimi gelir kapıyı tıklar aslına bakarsanız 3 aydır ev kirasını ödemediğimiz için haftada 3 gün gelip kapıyı kırarcasına saatlerce vuruyor -biliyorum içerdesiniz atacam sizi burdan kıçınız açıkta kalsın sizlemi uğraşacam lan ben!!!

22 Eylül 2012 Cumartesi

kadın olmak..


Ve hayatın içinden bir gün daha kayıp gitti yıldızlar gibi..
Memleketimin kadınları...Ne zordur değil mi kadın sıfatını taşıyabilmek,
Olduğun gibi görünememek, doğal davranamamak...

17 Eylül 2012 Pazartesi

Bir Evita Masalı-2- final..



Darbeler üstüne darbe yiyen Arjantin bir gün bir adamla tanışır: Albay Juan Peron...

San juan kasabasında biranda deprem olmuş halk her yerden maddi manevi darbeler ve tabiat olaylarıyla yıkıldıkça yıkılmıştı..Albay Juan Peron kendi kariyeri için bunu çok büyük bir fırsat bilerek halka biraz  moral olsun, yaraları sarılsın diye bir konser tertipler asıl amacı ise; halkın güvenini kazanmaktır..

16 Eylül 2012 Pazar

Bir Evita Masalı-1.bölüm..


Arjantin'in Los Tolodos şehri..Fakirliğin ve yoksulluğun kırılagittiği bu şehirde yasak bir ilişkinin sonucunda Juana İbarguren, Juan Duarte'den hamile kalır kürtaj olacak parası ve dahi bebeğini aldıracak imkanı yoktur..  Juan denen şahsiyetse evlidir, bu bebeği kesinlikle istemiyordur öyle veya böyle Juana 7 Mayıs 1919 yılında doğum yapar, bir kız çocuğu dünyaya gelir yani  Evita...evet dünya ve siyaset tarihine damgasını vurmuş 10 kadından biri olan nam-ı diğer EVA.. Arjantin her daim darbeler ülkesidir, kaçakçılar çeteler yiyiciler katiller kol gezmekte, halkıyla baş edemeyen hükümete, asker dirsek atarak -çekil kenara bi halt ettiğin yok bari biz idare edelimde Güney Amerika biraz adam olsun demektedir.

13 Eylül 2012 Perşembe

düşsel avuntu..


günlük...

bir hikayenin peşindeyim yine, aklımdakilerle birleştirebilirsem, sanırım güzel bir şey çıkacak gibi ama kendimi veremiyorum konsantrasyon eksikliğiyle birlikte b12 kaybı var, şimdilik beklemeye aldım bazende diyorumki bir günde kendi hikayemi yazsam ortaya ne çıkar diye düşünüyorum, benim gibi bir melezin hayat hikayesi çok karışık.. ya gülmekten gözden yaş akar yada, yaşlar aka aka hüzne boğarım :) fakat bir gün hayalimde bir kitap var, olur mu olmaz mı bilmiyorum yazmayı çok isterim, ama ne zaman yaş 70 olunca :) o zamanda iş bitmişmi olacak  diyorsun günlük : ))) ehh  bir tutam akıl birazda ömür kalırsa inşaallah diyelim..

9 Eylül 2012 Pazar

biricit'in mimi :)


Sevgili Biricit beni mimlemiş, çok teşekkür ediyorum evet oldukça eğlenceli mimimize başlayalım ;)
ama önce biricitin blog adresini vereyim hemen;

biricitin yeri

GÜNÜN NASIL GEÇTİ ?

Acaip güzel bir gündü, 3 dostumla birlikte Göksu parkta sabah kahvaltısı yaptık, göl kenarında muhteşem bir eylül havasında, yaptığımız kulislerin ;) haddi hesabı yoktu, çok güldük, çok keyif aldık ama benim yüzümden erkenden ayrılmak zorunda kaldık :(

metal uyuşması


Hiç sokak lambalarını düşündünüz mü?
her akşam sokağımızı aydınlattığı gibi, bizlerede ışığıyla yol gösteren uzun boylu lambaları..sabah işe koşma telaşesinden akşam dönüşü yorgunluk ve düşünce karmaşasından gözümüzün önünde duran ama hiç fark edemediğimiz koca direkleri? eminim kimsenin aklına gelmiyordur, o vazifesini yaparken...
O, vazifesini yaparken belki 20-30, belkide 40-50 yaşındaki lambalar neleri görüyordur dersiniz, neleri görmezki..bizim görmediklerimizi desek..evet..bir metal parçası minik bir bebeğin doğum sonrası eve babasının kucağında girerken görüyor, her sabah önünden bir telaş koşuşturan memuru, dükkanını açan esnafı bisikletiyle oradan oraya sürüklenen çocukları, bakkala giden bir anneyi, balkondan seslenen yeni gelini, tepesinden geçen kuşları, yanına yaklaşmaya çalışan sivrisinekleri :) eveet yaa neleri görmüyorki..

3 Eylül 2012 Pazartesi

iyiki mi? doğdun bloğum...


bundan tam 4 yıl önce doğdun...Melek ablam -bir ismi olmalı hadi düşün bakalım güzel bişey olsun..düşündüm epeyce..msn'den cevap veriyorum : melek abla ismi -LAMBA CİNİ  olsun...kadın şaşalıyor -gülçincim nerden geldi bu isim aklına..-şeeyy melek abla aklıma gelenler başka..ama göbek adı bu olsada adını şey koysam -ne? ne koyacaksın kuzucum? -melek abla ben masal dinlemeyi çok seviyorum bak gülme bana tamammı? melek ablam gülüyor kikikiki bende gülümsüyorum :) -Çocuğum (çocuğa bak, dayandığımız merdiven kaçı geçmiş) nasıl isim vereceksin utanma söyle hadi..-melek abla ismi -sihirlimasalcı olsun mu?

31 Ağustos 2012 Cuma

günlükten bir sayfa..


iyi geceler yeryüzü..
iyi geceler defterim..
iyi geceler günlük..

gazel mevsimi...ne yaprakların dökülmesine nede üzerine basıp o çıtırtıyı duymaya tahammül edemiyorum itirafımdır..ne zaman ayaklarımın altında o sesi duysam algılarım bana 'newyork'ta bir sonbahar' filmini hatırlatıyor..ve bu aralar film izleme rekorları kırıyorum arka arkaya bir haftada on-onbeş anime filmi izleyen üstüme tanımadım, neyseki gına gelmeye başladı ardından kitaplarıma sarıldım, elimde -melekler sokağı var, enayilik derecesinde iyilik kol geziyor sarı sayfaları çevirdikçe, arada bir -bu kadar abartıya pes diyorum..

26 Ağustos 2012 Pazar

duyuyor musun..



gökyüzü ve yeryüzü yaşıyormuydu o gün..
cehennemin sıcağı mıydı içime vuran, yoksa yüreğimi yakan beyez önlüklülerin dediklerimiydi..
omuzlarımdaki yükün ağırlığı, ayakkabılarımın ayağımı yakışı umurumdamıydı yorgunluğum..
yutkunup, o tarif edemediğim acıyı gözlerimden gizleyipde yüzüme sızmadan yanına girişim..
sessizliğini hiç bozmak istemedim..ama konuşmanı bana birşeyler söylemeni çok istedim..

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Leyla'nın Dileği..



Mecnun bir fırsatını buldu, Leyla ile baş başa kaldı.leyla da ondan bir dilekte bulundu..

Ey aşık ..neyin varsa getir..
a ay yüzlü… senin aşkınla ne suyum kaldı ne kuyum, ne ciğerimde azıcık kan, ne geceleri gözümde uyku. Aşkın aklımı yağmaladıktan sonra her şeyim birer birer gitti.şimdi sahip olduğum tek şey yaralı bir kuşa dönmüş canım.senden bir emir bekliyorum.ver dersen hemencecik vereyim.

Leyla güldü bu sohbete.sonra sitem etti.

-A yiğit… ben senden bunu ne vakit istersem alırım, başka neyin var?

22 Ağustos 2012 Çarşamba

büyük oyun..



Yeryüzündeki ilk cinayet hz.Adem a.s.'ın oğlu, kabil kardeşi habili öldürdüğünden bu yana milyarlaca insan katledildi yeryüzünde. Normal görmek anormal olur, kabul etmekde öyle, ama mecburen ölümü kabul ediyorsunuz, sonra çok pişman oluyor kabil kardeşini öldürdüğüne, ama kabilin bir daha o temiz yürekli kardeşi geri gelmeyecektir..Kıskançlıktır bunu ona yaptıran, hırstır, kindir, kötü duygulardır. hırs ve öfke sıcak ter gibidir, soğuyana dek hiç bir şey anlamazsın, ne zamanki soğumuş ve normale dönmüştür kan basıncı, olayların gerçek yüzünü ve yaptıklarını o zaman idrak etmeye başlarsın..

19 Ağustos 2012 Pazar

bayram hikayem..


Anadolu'nun küçük bir şehri...
5-6 yaşlarındayım..
yaz gelmiş, ramazan ayındayız, anneannemlerin iki katlı ahşaptan evleri var öyle güzel, öyle şirinki;  üst kata çıkan tahta merdivenler ve korkuluklar yeşile boyanmış, alt kattaki odanın içinde pencerenin dibinde kocaman bir sedir var, sedirin hemen yanında çok derin ve büyüük bir havuz, omo gibi kirlendikçe havuza sokuluyorum, derin olduğu için girmeye korkuyorum, çığlıklar atıyorum ama sonunda zar zor aklanıp paklanıp çıkarılıyorum..Annem, babamın eskiyen gömleklerini, elindeki kumaşları  kesip biçip bana minik gömlekler, elbiseler  dikip giydiriyor, çıkıyorum sokağa, başlıyor eğlence; burak, burçin ve ben ağaçlara tırmanıyoruz, bahçelere saklı gizli girip meyvalar çalıyoruz, kovalanıyoruz, koşuyor, hopluyor günün sonuna doğru yoruluyor, evlerimize doğru yol alıyoruz. her akşam iki katlı ahşap evin önünden eşşeğinin üstünde yeşil nohut satan, ufacık boylu, yaşlı, al yanaklı  nubar terziyana benzeyen çok sevimli bir amca geçiyor, ondan nohut almazsam rahat edemiyorum, o ara anneannem pencerenin perdesini çekip bana sesleniyor:
-gülçiiiiiin, kızım bekle, top patlayınca içeri gir tamammıı?

16 Ağustos 2012 Perşembe

minik depresif


günlük..
her geçen gün sınanıyorum
garip bir ruh hali..sessiz, sakin, mutsuz, gülmek istemeyen biri karşımda..
 tepemden geçen bir bulut gibi usulcayım...
İnsanlar görüyorum türlü, türsüz sıkılıyorum...
bir hayat görüyorum bana biçilen dikilen giydirilen..iki beden dar geliyor..
yoruldum, durup dinliyorum kalbimi, bozulduğu için alıp çöpe atasım geliyor..
halil cibran ne demiş:

9 Ağustos 2012 Perşembe

düşüncelerim..



Araştırmalara göre Çinde her gün 5 kişi müslüman oluyormuş, avrupada bu sayı giderek hızla büyüyorken, doğduğumuz günden bu yana sandıkta saklı çok değerli bir mücevherin belkide doğru bir şekilde kullanılmadığı benzetmesini yapmam  yerinde olacak, çünkü bu değerli mücevherin adı: müslümanlıktır..Allah eğer insanları sevmeseydi kendi ruhundan üfleyip onları diriltmez, insani ve dünyevi nimetleri önümüze sermezdi diye düşünüyorum..Ve bana göre; Allah kullarının kendisiyle konuşmasını seviyor, dua edilmesini istiyor ama sadece kendisine değil, kulların kullara ettiği duaları da severek kabul ettiğine göre; bu demek oluyorki yardımlaşmayı emrediyor, Allah kullarına emreder, ama aynı zamanda Allah -ben emir veriyorum demez bu nedenle Kuran-ı kerim okuyan konuya hakim olan arkadaşlar -biz kelimesini tespit etmişlerse burada -biz kelimesi yoktan var eden Allah kocaman bir ekibiyle tüm yarattıkları için çalışmaktadır, peki ama bu -biz cümlesini içeren şeyler nelerdir diye düşündüğümüzde; -Melekler -Peygamberler -kitaplar ve göremediğimiz bilemediğimiz yaratılanlardır kasıt..En somut örneği ise şu an elimizde olan son değerli hazine kitabımızdır.

8 Ağustos 2012 Çarşamba

diana'yı görünce..



Bayram temizliğine en dibinden başlayanlardanız, bir haftayı geçkindir ev kalk- oturum durumda, haliyle herşeyi indirip yıkayıp kurulayıp yerine yerleştiriyoruz, evet yorgunuz şimdi ben bir abla istemeyimde kim istesin..
Bir kaç gün önce vitrin dolabını temizlerken kutuların birini açtım, içinde gazeteden kesilmiş iki parça sararmış kağıt parçası buldum, kaç yıldır saklıyordu bilmiyorum gözlerim direk anneme kaydı -anne bunu senmi kestin?
-evet ben kestim, diana evlendiği gün dedenle beraber izlemiştik siyah beyaz tv'de..

7 Ağustos 2012 Salı

ağa gelin efsanesi


bir kaç ay önce işlerimi bitirip arabayla evin yolunu tutarken radyoyu açtım her zamanki gibi; normalde radyo İlef'i dinlerim ama araya sevmediğim tınılar girince kanal değiştiririm ve yine öyle oldu, kanalları ararken kusura bakmayın ağıt, arabesk tarzı müzikleri hazzetmediğim için dinlemiyorum ama şu aşk ne güzel şeydir şarkısı gibi dikkatimi bir türkü çekti -ağa gelin veya -ağ gelin..sonuna kadar dinledim bu ağıtı ve açıkcası gözlerimden yaş indi. yöresel ve efsanesi dillerden dillere dolaşan bu ağıtın iki türlü hikayesi olduğunu öğrendim şimdi birbirine benzeyen bu iki efsanenin önce kayseri erciyes civarında geçen efsanesini, ardından yozgat yöresine ait olan ikinci hikaye -gelin kayasını paylaşmak istiyorum.

1.efsane...
Develi’den bir Türkmen obası Erciyes’in güney eteklerinde bir yaylaya çıkarlar. Bu obada ahlaki ve fiziki güzelliğinden dolayı Ağ (Ak) Gelin adı verilen bir gelin vardır. Kocası ve iki çocuğu ile beraber mutlu yaşarlarken kocası gurbete çalışmaya gitmiştir. Develi çevresinde yaşayan bir eşkıya güzelliği ile şöhret bulan Ak Gelin’e göz koymuştur. Sahipsizliğinide anlayınca bir gece obayı basarak kaçırmak ister.

Namus timsali Ak Gelin olayı anlar, gece karanlığında iki çocuğunu ve küçük sandığını yanına alarak, karışıklıktan da faydalanarak gizlice Erciyes’e doğru kaçar. Erciyes’in ortalarında öyle bir yere gelir ki ilerisi uçurum gidilmez. Geriye dönse eşkıya. Gözyaşları ve çaresizlik içerisinde ellerini açar ve Allah’a yalvarır:

-Allahım! Beni ve çocuklarımı ya taş et, ya da kuş.

Duası kabul edilir. İlk defa taş et dediği için onlar taş kesilir. Güneş doğunca oba sakinleri ve eşkıya; Ak Gelin, iki çocuğu ve çeyiz sandığının hayretle ve şaşkınlıkla taş kesildiğini görürler.

Günler sonra obaya dönen kocası olayı annesinden öğrenir. Koşarak ailesinin taş kesildiğini görür. Uzaklardan bir ses duyar:

-Yiğidim namusunu bir eşkiyaya çiğnetmedim. O eşkiyadan ahtımı koma.

Bu ses Ak Gelin’in sesidir. Delikanlı taş kesilen ailesine bakarak:

-Alırım ahtını, koymam Ak Gelin diye haykırır. ”

Türk milletinin gönlünün sesi olan Dadaloğlu, Ağ Gelin türküsünde de kendini göstermiştir. Dadaloğlu tarafından söylendiği belirtilen Ağ Gelin’in, Kaman’da söylenen bir hikayeside şu şekildedir. Ağ Gelin’in gerçekte Hamitli Cerit kızı olduğu, aynı zamanda da Dadaloğlu’nun karısı olduğu belirtilmektedir. Dadaloğlu eve gelmemiş, karısına bakmamış. O da aşiretine dönmüş. Hamit’e yerleşmiş. Dadaloğlu Uzun yıllar karısını arayıp sormayınca O da evlenmiş. İş işten geçtikten sonra Dadaloğlu çıkıp gelmiş. Yanmış yıkılmış oba oba gezip çalıp söylemiş. Kaman’da Mamalı Değirmeni’nde bir bağ evinde öldüğü söylenen Dadaloğlu’nun Tomarza İlçesi Dadaloğlu Kasabasında da mezarı bulunmaktadır.(alıntı)


2.efsane:
Anlatıldığına göre: Yozgat yöresinde köyün birinde güzeller güzeli bir kız yaşamaktadır. Bu kıza genç bir delikanlımız âşık olur. Aşkları çevrede duyulur ama her iyinin bir de kötü taliplisi vardır. Kötü kalpli denilecek bir kişi de kıza talip olur, hatta zorla evlenme isteğinde bulunur. Buna kız ve ailesi karşı çıkar. Kötü kalpli adam bu kızı gerekirse zorla alacağını sağda solda anlatmakta, kızın ailesini tehdit etmektedir.

Kızın ailesi elini tez tutup aşıkların evlenmesi için düğünü başlatır. Düğün biterken oğlan başka bir yerde ikamet etmek üzere düğün alayını yola çıkarır. Bunu duyan kötü adam ekibini toplayıp düğün alayının peşine düşer ve bugünkü Cehrilik denilen mevkide (Yozgat Nohutlu Tepesi arkası) önünü keser. Düğün alayının erkekleri öldürülür, gelin ve damat yakalanmak üzeredir. İşte o acılı anda kız ellerini kaldırıp Allah’a dua eder,
“Allah’ım bizi bu eşkıyalara teslim etme. Ya taş et, ya kuş et!” Darda kalanın duasını Mevla kabul edermiş. Kız kalan ekibiyle, develeriyle birlikte taş olmuş. Gözlerinden akan yaşlar Cehrilik’e dökülmüş. Kırmızı-sarı lalelere dönüşmüş. Güvey beyaz bir güvercin olup göklere uçmuş. Efsaneye göre her yıl Mayıs ayında Cehrilik dönmekte gelini ziyaret etmekteymiş. Yozgat’ın avcıları da bu güvercinlere asla kurşun atmazlarmış.

Gelin Kayası’nın hikayesi bu mealdedir. Efsane anlatıla anlatıla günümüze kadar gelmiş hüzünlü hikayesi sevdalı yürekleri dağlamıştır. Gökte uçan güvercinler damadı, bölgedeki kayalar da gelin ve gelin alayını canlandırmaktadır. Gelin Kayası önde, gelin ayakta, develer oturmuş halde, diğerleri çevreye dağılmış durumdadır. Bu kayaları halk kızın çeyiz sandığına ve çeyiz heybesine benzetir. Bölgeyi gezen herkes bu acıklı hikayeyi mırıldanır. (alıntı)

3 Ağustos 2012 Cuma

kalbimizin sesi varmı?


Hani bazen;
bir gün önceden tam işlerinizin yoğun olduğu esnada, veya herhangi bir durumdaysanız aklınıza hiç olmadık bir anda çok sevdiğiniz, yada sevmediğiniz yada sizin için nasıl bir önem arz ediyorsa o kişi geliyorsa,
ertesi günü yada bir kaç gün sonra onunla ilgili bir haber alıyorsanız Kalbinizin sesini dinleyin, mutlaka size diyecek bir şeyi vardır ki; o sinyalleri size gönderiyordur..
Kalbin sesini dinlemek kolay mıdır? Öylesine gömülmüşsünüzdürki hayat telaşına, evinizin sorumluluklarına, çocuklarınızın arkasında koşmaya, telaşlanmaya, beklemeye, netice almaya, huzursuzluk duymaya, yada şamataya, gırgıra..Unutuveririz birden içimizdeki ben'i..
Biran durun !!! sorun kendinize -ne yapıyorum ben? -nereye gidiyorum -nasıl bir ben var bende? -kimim?

2 Ağustos 2012 Perşembe

Tıkandı baba hikayesi..


Sultan Mahmut bir gün kılık kıyafetini değiştirip, dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.
"Tıkandı Baba, çay getir!"
"Tıkandı Baba, kahve getir!"
Bu durum Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş.
– Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı Baba meselesi?
– Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı Baba.
– Anlat Baba anlat! Merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi.

28 Temmuz 2012 Cumartesi

düşünelim..



Abdalın biri bir şehre gelmiş, oranın halkı da yabancılara hiç güvenmezmiş
-Defol !!! diye bağırmışlar dervişe; -hiç birimiz seni tanımıyoruz.
Derviş sükunetle cevap vermiş;
-ben kendimi tanıyorum ya önemli olan o...İnan olsun şayet öbür türlü olsaydı, yani siz beni bilseydiniz ama ben kendimi bilmeseydim, çok daha fena olurdu...

22 Temmuz 2012 Pazar

Ve sonra..


Ve ertesi sabah Nezihe hanımın plaza olacak işyerine gittim anormal bir sıcak var boğuluyorum
-üst katı size tahsis ettim diyor çıkıyoruz yukarı klimayı açıyor kendine hayrı kalmamış nuh nebiden kalma bişey hafiften estiriyor, bir kaç sorum var şu nerde, bu nerde..
-gülçin hanım eski müşavirin yanına gidebilirmisiniz uğur beyle (nezihenin kocası) devir teslim işlemleri var onları almamız gerekiyor..
-olur gidelim hemen..

13 Temmuz 2012 Cuma

yeni bir başlangıç :)


Bir kaç gündür kendimi iyi hissediyorum bunun nedenlerinden biri hiç beklemediğim bir yerden aldığım güzel bir iş teklifi .İyi de, zaten benim bir işim var, ne gerek var diyorum, fakat teklifi yapan patroniçe -seni çok beğendim lütfen bunu düşün diyor :) sürekli kendi kendimi sorgulayan biri olduğum için -neden demekten kendimi alamıyorum iyide niye ben? işim olduğunu bilen biri üstelik tanımaz bilmez beni..Acaba bu kadar saf'mıdırlar, bu insanlar benim gibi çaylak bir patron bozması değiller eminim bu piyasanın kurdu olmuşlardır herşeyin içinde bit yeniği arayan bir tip de değilim ama mutlaka beynim sorular sorar -peki deyip teşekkür edip çıktım, ertesi sabah zırt bir telefon -efendiimm ?

Lavinia'nın Hikayesi..



Özdemir Asaf çok haklı olarak bir gece yüreğinden kaleme kendi hislerini dökecektir fakat gerçekte aşık olduğu kadının ismini büyük bir sır olarak saklayacaktır çünkü Lavinia'sı başka bir adamla evlidir ve o adamı seviyordur..İlhan Selçuk..ve hatta daha ilerisi 2. ardından 3.evliliğini de yapacaktır hemde o çok ünlü tanıdığımız bir isimle..

Öztürk Serengil...aaaaa !!! diyeniniz çıkacakmı benim gibi..sanırım evet...

Peki bu Lavinia kimdir ? öncelikle Asaf, Lavinia ismini neden vermiştir?

10 Temmuz 2012 Salı

konuşma ihtiyacı..


Biz İnsan-oğulları'nın  söyleyeceği pek çok şey vardır, kimi diliyle kimi eliyle..
bir şekilde yaşadıklarımızı anlatmak isteriz,çünkü bu bir ihtiyaçtır ve ihtiyaçlarımız hiç bitmez..
................................................
Uçurtma avcısı avuçlarımın arasında kapandı, ardında hüzün bırakarak..Sıra Şemspare'deydi..bu defa Elif Şafak tat vermedi 'Aşk' kadar..

9 Temmuz 2012 Pazartesi

ebediyete kadar..



Heybeliada’daki Deniz Okulu’ndan mezun olan İsmail
Türe, kendi gibi Gelibolulu olan bir genç kıza
kaptırır gönlünü. İki sevgili parmaklarına nişan
yüzüğü taksalar da, birbirlerini çok seyrek
görmektedirler. İsmail Türe denizaltıda muhabere
subayı olarak görevlidir çünkü. Üsteğmenin aklına
harika bir fikir gelir; nişanlısına ışıklı mors
alfabesini öğretecek, Çanakkale’den geçiş yapacakları
geceyi planlı olduğu için önceden bildirecek ve
böylelikle haberleşeceklerdir.

3 Temmuz 2012 Salı

kısa, kısa..


Bu gün tam bir yıl önce...
Ne muhteşem bir gündü..tüm sevdiklerim benimle birlikteydi..
2011 yılı benim yılımdı..İstediğim herşeyi yaptım ama herşeyi..
Belki yıllardır biriktirdiğim özlemini çektiğim herşeyi..Zamana karşı ne güzel bir duruştu, ne güzel bir iradeydi
ne güzel bir aşk'tı, ne güzel bir sevgiydi, ne güzel bir güçtü..
Kimdi o? O ben miydim..Rüyamıydı..Periler bütün  tozlarını serpiştirip üzerime atarken;
denizin üzerinde ne kadar yakamoz varsa topluyordum..
Allah'ım çok teşekkür ederim, altı ay beni çok mutlu ettiğin için..
Ve beni sevdiğini bildiğim için...herşeye rağmen...

26 Haziran 2012 Salı

kaç hadi çalıkuşu..


elalem denize girermiş, biz faceye lafını gördüm az önce.
tatil bu sene zehir zıkkım bana..
Ankara dökülür gider zannediyordum ama yanılmışım, hala çin halk cumhuriyeti gibiyiz, dip dibe yaşamaya devam...
kafamın tası tarağı atık bu aralar..dellendiğim için biliyorum, yok olup gideceğim bu şehirden ansızın..

23 Haziran 2012 Cumartesi

terk et...


sigarayı iki kere bırakmayı denedim, ilki toplu seans yapar gibi iş arkadaşlarımla yaşamaya çalıştığım
uyduruk bir denemeydi, tabi isteyerek bırakmadım.
ikincisi kardeşimin hastanede son günlerini yaşadığı sıralarda doktorların üstüme üstüme gelmesiyle
kendimi bahçeye atışım sırasında yaktığım sigaranın paketine bakıp -bitireceğim seni dememle paketi büzüştürmem bir oldu..sonra ne mi oldu? olmadı hepsi bu..
İnsan alışkanlıklarını çok zor kaybeder, kaybetmek istemez, çünkü arada bilinmeyen bir bağ vardır..
Aşk dediğimiz o kandırıkçı şey, sevgiye dönüştüğünde bakarsınızki farkında olmadan yine bir bağlantı kurmuşsunuzdur, ileride bu da alışkanlığa dönüşecektir, şayet gerçekten içinde 'sevgi' varsa...
Alışkanlığa alışmak zaman ister, siz o zamanı verdiğinizde işte karşınızda durmaktadır -ben oldum diyerek..

güçlü kadınlar..


Hiç bir kız çocuğu güçlü kadın olmak için doğmaz,
hepsi masum hayaller kuran, şımarık birer prensese benzerler.
Kaderdir onları cadı, fettan ya da Güçlü Kadın yapan..
Tutulmamış sözler, yarım kalmış kaderler, yaşanmamış mutluluklar,
Ölümler, ayrılıklar güç verirmiş insana.
Kurulan hayaller iskambil kağıtlarından kule gibi yıkıldığında,
ezilmemek için o enkazın altında, güç veriyor Allah insana.
Annem güçlü kadındı, ben o güce hayrandım, onun gibi olamam zannediyordum,
ama maalesef oldum :( yani anneme benziyorum.
Bir gün kızım olduğunda güçlü kadın değil, mutlu kadın olmasını isterim..
ne derler ' kaderi bana çekmesin'.....

20 Haziran 2012 Çarşamba

bir istek...


doğum ve ölüm arasında geçen herşey hayatın ta kendisi...
tanıdıkça kimi zaman nefret ettiğimiz kimi zaman müthiş zevk aldığımız anlar..
çocukluğumdan bu yana hiç bir zaman hiç bir konu için hırslı olmadım, ama azimli oldum..
benimde şunum olsun demedim kimseyede imrenmedim ama öyle insanlar çıktıki karşıma;
değer yargıları ve yaşamlarıyla bana yol gösterici oldular, kendi kendimi bir ağaç gibi yontmayı öğrendim.

18 Haziran 2012 Pazartesi

büyük insan'mış


benim için en kıymetli gün anneler günü olsada babalar günü hasebiyle tüm babaların babiş arada bir takıldığım -papili dediğim babamın da bu özel gününü kutlar, her zaman sağ ve sağlıklı olmalarını dilerim..
Dün karşıyaka mezarlığına babamla gitmek için yola koyulduk annemin safra kesesi alındıktan sonra bütün annelik, babalık,abilik ve ablalık gibi bilimum büyük sorumluluklar varsa üzerime vazife edindiğim için bi süre sesim soluğum kesik boş ve kısıtlı zamanlarda bloga giriş çıkışlar yaptım taaki bu güne kadar..

mim ve takıntılar..


 saat tam 21,48 hepinize kocaman selam ve sevgiler..
bir gün önceki babalar gününü bir sonraki yazımda kutlayacağım bekleyin şu yazıdan sonra ilham kaynağımla döneceğim :) ama şimdi sevgili UMAY'cımın mimi için yazacağım mim cümlesini her okuduğumda ne hikmetse aklıma mim kemal öke denilen kişi geliyor çocukluğumda hafızama iyi kazımışım sanırım.

16 Haziran 2012 Cumartesi

miraç ne demektir? ve o gece neler oldu..




Mirac, merdiven demektir. Resulullah efendimizin göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü gecedir. Recebin 27. gecesidir. İsra suresinin ilk âyet-i kerimesinde, Miraç gecesi tüm gerçekleriyle anlatılmaktadır.