music

29 Şubat 2012 Çarşamba

uçarak gidiyorum :(


Özgürlüğe uçuş modundayım..
Ofisin sahibi albay emeklisi çin versiyon, türk malı, maki boylu ve yaz kış güneş gözlüklerini kendine yapıştırmış, tipitip kılıklı bir adam..Manzaram demiştim ya oldukça güzel..karşımda çam ağaçları ve nezih bir sokak..

23 Şubat 2012 Perşembe

buyrun asfalt kazıklanma vergisine !!


bu gün konuşmasını hiç sevmediğim bir durumdan bahsedeceğim..
geçen haftalarda eve tebliğat gelir, getiren şahıs y.mahalle belediyesinin görevlisi olarak kendini tanıtır, fakat bizimkiler tebliğatı almazlar söz konusu durum ise; efenim 2011 yılının kasım ayından itibaren yollarımız iki şerit halinde snake şeklinde kazılır, kazılan yere doğalgaz ve eskiyen su boruları döşeniyor diye rivayet geçer çook sonra iş biter fakat iki şerit olarak kazınan asfaltımızın o arası toprakla kapatılır ama asfalt dökülmez,tabi tümsekler oluşur lastikler patlar küütt !! diye araba çukura düşer v.s. ve yine aradan vakit geçer vatandaştan haraç parası ister gibi 178 tl ASFALT İŞTİRAK PAYI adı altında kazıklı voyvoda tüm semt sakinlerinin midesine cuk diye oturur..akşam eve giderim bu durumun ne manyakça ne saçma bir şey olduğunu anlamaya ama bir anlamı olmadığına kanaat getiririm ardından bu sabah i.melih gökçeki tweet'lerim ama henüz şu vakit olmuş cevap gelmiş değil..tabi google efendiye bu asfalt kazıklanma prosedürü nedir diye sorarım :)

21 Şubat 2012 Salı

duyguların rengi - yardımcı



dün akşam duyguların rengi isimli filmi izledim ama arka arkaya film anlatınca bu kız depresyonamı girdi düşüncesi aklınıza gelmesin :) sadece öne çıkan filmler ve yorumları birde aldığı puanları görünce dayanamıyorum ne yapiiim :)
efenim bu filmimizin konusu 1960'lı yıllarda amerikada kölelikten sonra gelen ve zenci kadınların, beyaz kadınların evinde hizmetçi olarak çalışırken yaşadıkları zorluklar ve sıkıntılar anlatılıyor..orjinal ismi yardımcı yani the help..

20 Şubat 2012 Pazartesi

savaş atı (war horse)


ingilizler ve almanlar arasında savaş çıkmak üzereyken dünyaya bir at gelir, bu atı yetiştiren tombiş amcaların niyeti tabiiki satıp iyi para kazanmaktır daha henüz tay'ken pazarda durumu hiçde iyi olmayan aile reisi , boş ve kırsal  arazilerini sürmek için satın almış olsa da; bu at, o arazi şartlarına  uygun olmamasına rağmen  ailenin genç oğlu Albert ve ismini verdiği joey adındaki atın arasında geçen o çok güçlü bağı anlatan bu film 'yeşil yol' filminden sonra izlediğim en güzel filmlerden biri olarak yerini aldı..
tabiiki yönetmen steven spielberg muhteşem bir senaryoyu yönetip seyircilerin karşısına öyle bir çıkarmışki; herşeyden önce o atın o rolü yerine nasıl getirebildiği kafamda kocaman bir soru işareti olarak kaldı hani desem bilim kurgu olayı var hayır yok..yada ince nüanslarla göz yanılması yapmış olabilirler..daha sonra savaş patlak verir albert ve joey ayrılmak zorunda kalırlar..joey artık bir savaş atı'dır..görmelisiniz neler yapıyor joey..girdiği her olaylar zincirinde, sahiplerinin hayatlarını değiştiriyor, tabi subay hariç :( Arkadaşlar joey ve albert arasında geçen o duygu yoğunluğunu seyirciye yansıtabilmek çok güç bir durum ama bu muhteşem bir şekilde başarılmış..bir kaç yerde gözlerimin dolduğunu itiraf etmeliyim hele final sahnesi..mü-kem-meelll ..aslında bir hikaye gibi anlatabilirim ama bu zamana kadar özetlediğim hiç bir filmin finalini anlatmadım, çünkü izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum..bir kere görüntü kalitesi, 1900 lü yıllarda geçen olayların içerisine girince etkilenmemek mümkün değil..böyle bir at var mıdır bilmiyorum ama eğer varsa, kendim için dileyebilirim :) haram var ama boş dermişim :)) tamam yaa yine beceremedim.. haram var deyince yediğim haramlar değil :)) ayraç kullanmamışım bi dakika hara'm oldumu :) vizyon tarihi 3 şubat-2012 ama internete sağolsun bizim turkish web korsanları net bir şekilde düşürmüşler, ben yinede size sinemaya gidip keyifle izlemenizi öneririm, iyi seyirler ve güzel bir hafta diliyorum ;) aaa bu arada eğer izleyenleriniz varsa lütfen yorumlarınızla paylaşırsanız çok sevinirim :) byyy

18 Şubat 2012 Cumartesi

küçük mucizeler dükkanı :)


bir kaç hafta önce küçük mucizeler dükkanı adlı kitabı bitirmiştim orjinal ismi bir yumak mutluluk :) kendinizden çok şey bulabileceğiniz bir kitap demiş yazar, okurlar için..
bir kaç kez kanser hastalığını yenen 35 li yaşlarda bir kadının tüm cesaretini toplayıp örgü örmeyi çok sevdiği için bizim dilimizde tuhafiye dükkanı açmasıyla olaylar peşi sıra gelişir..3 kadına örgüyü sevdirmeyi amaçlar fakat bu 4 kadınında hayatlarında büyük sorunlar vardır..önceleri birbirlerinden çekinen ve hatta nefret eden ama sonra mükemmel bir dostluğun örneklerini sunan yazarımız debbie macomber bana alice harikalar diyarında adlı filmi hatırlattı sanki :)
hatta bir yumak mutluluk adlı dükkan ve o dükkanın sahibi bendim, diğer 3 kadın benim dostlarım..bir çırpıda ve büyük bir merakla okuyup bitirdiğimde gerçekten okuduğuma değer olduğunu paylaşmak istiyorum..hayata tutunabilmek için insanların sayısı sınırlı olsun yada olmasın mutlaka dilinin sırrını paylaşabilecek çok değerli dostu olması gerektiğine inananlardanım..Aslında karşıma kim çıkarsa çıksın hepsinin aynı görüşte olduğunu bilsem de (çok cana yakın ve güler yüzlüsün) bu güler yüzümün ardında mutlaka karşımdakini eleme vardır..hislerim bana ne diyorsa hep doğru kararı vermişimdir..evet çoğunlukla hislerimle hareket edenlerdenim, azda olsa yanılma payım mutlaka vardır..kadınsanız çoğunlukla hareket halinde olan hislerimizle düşünüp kararlarımızı veririz :) bunu duygusallıkla bağdaştırmak çok yanlış çünkü o biraz daha farklı bir durum..mantığın içinde, düşüncelerin içinde, aslında ruhun içindedir hisler..bu nedenle düşüncelerimizi yada yaşadıklarımızı paylaşmak isteriz etrafımızdaki sevdiğimiz, uyuşabildiğimiz insanlarla..gördüğüm kadarıyla; kadınlar çoğunlukla erkek arkadaşlarıyla çok daha rahat iletişim içerisinde olabilirlerken, erkeklerin de çoğunlukla kendi hemcinsleriyle  iletişim içerisinde olduğunu gözlemleyebiliyorum..bu konu başka bir konuyu açıyor ama yinede söylemezsem rahat edemeyeceğim :) kadın, kadını benimsemediği ve kıskandığı için arkadaşlık söz konusu pek fazla olamıyor,(isitisnalar kaideleri bozmadan) bunun nedeni ise; kadının kendini bir türlü aşamamasıdır..neden kıskanılır tabi bunlarda değişkenlik gösterebiliyor..para, güzellik, kıyafet gibi durumlar sıralamada ilk 3 de olsa da sonuncu şık yani beyin göz ardı ediliyor, bunu erkeklerde göremeyebiliyor..her zaman güzellik ön plana çıktığına göre hazımsızlık burada baş gösteriyor sanırım :) bense bu kıskançlık durumlarını aşalı hayli zaman oldu,ve haylide zamanımı aldı,çünkü kendimi yetiştirmekte oldukça geç kalmıştım, yaşadığım onca engelli koşulardan sonra :) amaa bir gün -işte oldu dediğimden beri kendimle hem barışık olduğumu hemde insanları sevdiğimi öğrendim..hal böyle olunca ilginçtir çok seviliyorsunuz bir şey diyeyimmi aslında bu büyük bir tüyodur kadın için :)) insanın insanı sevebilmesi, öylece kabul edebilmesi büyük bir erdemlik gerektiriyor, çekememezlik, kin ve nefretse kişinin kendini yiyip bitirmesi, çukura düşmesi gibi birşey..bak yaa..mucizeler dükkanından nerelere geldim..sonuç itibariyle bu kitap okunmalı derim, bitirdiğinizde debbie'nin web sayfasına kitapla ilgili düşüncelerinizi bırakabilirsiniz hayli zorlansamda sanırım küçük bir not bıraktığımda çok mutlu olmuştum..yarın 'savaş atı' adlı filmden bahsedeceğim kocamaaaaannn öpüldünüsss byy ;)


14 Şubat 2012 Salı

saç kıran mı var ?




bundan neredeyse 1 yıl önce blogcu da saçımla ilgili bir sorunu paylaşmıştım..şimdi küçük bir hatırlatma yapayım ardından cevabını vereyim..

12 Şubat 2012 Pazar

hastane hikayeleri


hastaneler adliye koridorları gibi bir yığın hikayelerle dolu..her türlü yüz ifadelerinin ışık hızıyla gelip geçtiği bir binanın içinde; bir dolu hikayeler gözlemledim..çoğunlukla gözyaşı ve beklemenin verdiği yorgunluk var, bazende komik durumlar..etlik ihtisas hastanesiyle 2012'nin ilk gününde tanıştım, oysa burnumun dibindeki hastaneden bi habermişim..önceleri panik ve üzüntü dolu bir ruhla beklemeyi öğrenirken, alıştığın vakit etrafına bakma gereksinimi hissediyorsun..mesela iki hastabakıcının şirinlikleri, meraklı bakışlarıyla-abla sen nerelisin buranın insanı değilsin demeleri :) buranın insanı nasıl olur diye sorduğumda -ne biliyim abla değişiksin işte :) değişik? nasıl diye düşünüyorum ama cevabı bulamadım.Bir köşede karı koca birbirlerine sinmiş, kadın eşinin omuzlarında ağlarken düşünyorum-ne güzel bir sevginin dayanışması bu. tabi olay üzücü olsada gördüğüm manzara bana -aşk'ı hatırlatıyor, düşünüyorum.. -aşk-ı gülçin :) gülçin hiç aşk'a inanmadı..bilir bir yerlerde vardır..ama yürek katılaşınca unutuyor insan hayat telaşında..su içiyor sürekli ve gözyaşı döküyor o anne..baba kızıl ötesi, çilli bıyıklı sıradan bir adam.birden ona doğru dönüp soruyorum-sen yemek yedin mi, adam şikayet eder gibi- hiç bir şey yemedi..ses tonum keskinleşiyor-bana bak sen böyle olumsuzluğu çekiyorsun ağlayarak kendine çeki düzen verip birşeyler yemezsen ne kendine, ne de kızına faydalı olamazsın.kadın yüzüme bakıyor-kalk git yüzünü yıka hadi bakıyım diye emir veriyorum..yahu ben kimim de kime hükmediyorum :) ama ağlamamalı, güçlü olmalı o kadın..övünmeyi hiç bir zaman sevmedim ama benim hikayemde puro içen armatör babanın şımarık kızı yoktu..tırmalayan bir kül kedisinin ayakları üzerinde durması ve o ayakların nasır bağlaması vardı,ve halende öyle..bu yüzden sevdiğim bir yanım var-Ben Çok Güçlü olduğumu biliyorum.öğrendiğim günden bu yana gözyaşlarını unutmuşum..kadın cidden küçük bir kız çocuğu gibi sözümü dinliyor..ertesi gün yine yoğun bakımın kapısında, kaderleri farklı, birbirlerinin yüzlerine aşina olmuş insanlarız..-gel diyorum o kadına..geliyor kuzu gibi..-sana yardım etmemi istermisin? -nasıl diyor..20 yaşındaki kızı merve'nin beyninde lekeler varmış insanların yüzündeki ben'ler gibi ve hafızasını yitirmesine neden oluyormuş bu lekeler, bana öyle anlatıyor hiç bir fikrim yok.-tamam diyorum beni yoğun bakıma sok :) -ne yapacaksın? haklı tabi ne yapacağım? onları bile zar zor alırlarken ben ne hadle girebilirim..ama giriyorum :) saklı gizli, bir kedi gibi sessiz, korkak bir çocuk gibi ürkerek..merveyi görüyorum makineye bağlamışlar boğazından içine giren hortumdan bi haber uyutuluyor, başındayım öylece masumiyetine bakıyorum annesi durumu ağır demişti-merve ben gülçin, annenle dün tanıştık senin çok güçlü bir kız olduğunu söyledi sanırım biraz pozitif enerjiye ihtiyacın varmış sana onu vermeye geldim diyorum gülümseyerek..biraz enerji gönderimi yapıyorum 5 dakika geçmeden hemşirenin biri küçük bir fare görmüşcesine telaşla yanıma geliyor, o bir şey demeden cevaplıyorum ama anlamıyor yaptığım şeyi..oysa amerikada hastanelerde benim gibi çalışanlar var, mutlaka herkez bilecek diye bir kaide yok, anlatmaya çalışıyorum, anlamıyor,o demeden ben yolumu biliyorum,nezaket çerçevesinde çıkıyorum, çıkmadan gözüm kalp atışlarına kayıyor-110 dan 102'ye inmiş :) mutluyum..o günden bu güne merve'yi haftada bir kez ziyaret ediyorum, ona yapmam gerekeni yapıyorum, annesi sürekli beni arıyor,gelmemi istiyor ama zaten bir yolum hastane..babamı kurtaran doktorlara bakıyorum :) biri cidden 657 li devlet memuru gibi kimse inanmaz onun doktor olabileceğine pos bıyık orta boy standart kalıp bir turkish men :) biliyor musunuz babamı kurtaran iki doktor muhteşemler işte onlardan biri pos bıyık, çevresiyle oldukça ilgisiz ama sorduğun her soruya içtenlikle yanıt verebilecek kadar düzgün, yani burnu kaf dağında olan asistanlardan değil, aslında o asistan değil  sıfatlardan anlamıyorum bir diğeri asistanmış kirpikleri güzel çocuk.. mesleğimi soracak kadar merakında kaldığımı anladığım an dikkatini neyin çektiğini düşündüm, hastabakıcıların dediği gibi sen buranın insanı değilsin derken hastane insanı gibi mi değilim diye düşündüm cevabı bulamadım..benim en çok dikkatimi çeken doktora gelince, ben onu birine benzetiyorum ama bir türlü çıkaramadım, babama ait her ne varsa bütün bilgiyi ondan öğrendim, itiraf etmeliyimki; insan..ses tonu ve bakışları farklı..bir kaç gün sonra biranlık ona bakışımda bir şey fark ettim içimden -bu adam çok duygusal ama mutsuz diye düşünmüştüm..öğrendimki; kitapları var, internetten siparişlerini verdim okumam gereken bir kaç kitap daha vardı, ve bir hafta sonra kargom geldi 2 günde okuyup bitirdim, burada önemli olan hızlı bir şekilde okuyup bitirmek değil, anlayabilmek mühim olan..şiir'i seven bir kalp ustası, aşık bir adam, tutkulu bir insan..mutsuz..evet mutsuz, yorgun neden bilmiyorum bir yanım buruk..o ankarayı sevmiyor derken içim sızlıyor..buraya ait olmadığını düşünüyor, romantik adam..sanki burası onun sürgün yeri, o ise ömür boyu hapse mahkum olmuş bir esir.. oysa hayat devam ediyor..mutluluğun kapısı çalınırken kimin açacağı hiç belli olmuyor..doktorlarında hayat hikayelerini az çok çözmeye çalışıyorum onlarında dramları var kendi içlerinde..bar veya gazino şarkıcıları değilken aksine gözyaşının mutsuzluğun ve yüzleri düşmüş bir dolu insanın içinden geçen beyaz gömleklilerin değişik hayatları saklı yüreklerinde..-ben çok mutsuzum diyerek bakan gözlerin ardından düşünüyorum; terzi kendi söküğünü dikemezmiş, bir kalp ustası nasıl tamir edebilir kırık ve hassas yüreğini..büyülü bir dünya düşlüyorum..gökyüzündeki yıldızlar dan birini çekip avucuna hediye edebilir miyim? biri bana biri sana biri de anlatana ;) iki yıldızım var..mutsuzluğa inat hediyem olsun, bu gece yukarıda işte o çok sevdiğim şarkıyı hediye ediyorum hüzünlü, hassas aşk adamına ve pos bıyığa iyi geceler ;)

7 Şubat 2012 Salı

tüylü bamyaaa :))




Bu gün bir reklama çok güldüm arkadaşlar, hemen söyleyim snicker's gofret tarzı çikolata kaplamalı bişey bişey işte..nakliyat arabasından muazzez abacı'nın eşyaları indiriliyor sanıyorum,- hadi at abi, hadi hadii derken kocca monitörü gencin biri muazzez ablaya atıyor o'da tutamayıp yere kapaklanıyor yine o kocca muazzez abacı yerle bir olmuşken diğer genç patlatıyor espriyi


-Ne olduuu tutamadın mı TÜYLÜ BAMYAA demesiyle koptum resmen :)) tüylü bamya cuk diye oturmuş diye düşünürken tamda muazzese yakışır bir tavırla, genci tokatlamaya kalkıyor tıpkı kemancıya yaptığı gibi ama bu defa ığğııhh tutmuyor, gözümü çevireyim derken de; o da ne? gönül yazar hortluyor biranda bişeylere kızıyor ama o kısmı anlayamayacak kadar kısa kesilmiş olarak reklama veda ediyorum ama kahkaham bitmiyor, takıldım tüylü bamyaya :))) diva dediklerin para uğruna şarlatan da olabiliyormuş diye içimden geçti ama komedi dizilerinde oynatsan oynarlar bu reklam için böyle dibe vuranlar herşeyi yapabilir değil mi?


oysa gözümdeki bu asırlık ablalar değerlilerdi, yukarısı geniş aşşağısı dar muazzez ablam kasıla kasıla şarkılarını dilleyiverirken dinlerdim, izlerdim..


Aklıma polis radyosu ve trt'nin öğlen vakitlerinde aranjman şarkılar saati çıkageldi bir anda..o zamanlar kocamaan, uzuun kahverengi bir radyomuz vardı kanal ararken yuvarlak bir mandalı takır takır çevirirken parmaklarım acırdı, yeşil ışık doğru kanalda olduğumu söylerdi ve başlardım evi temizlerken türkçe aranjman şarkıları dinlemeye..kimler yoktuki o en sevdiğim ilhan irem,ajda, sezen,barış abi, cem karaca cezalıydı pek dinlenmezdi tabi o da ayrı bir saçmalık..erol evgin :) onunla ilgili küçük bir hikaye 4-5 yaşlarında erol evgin sevgisi vardı bütün arkadaşlarım adamcağızın kaşını gözünü peruğunu severken banada bacağı kalmıştı o da benim derdim :) ersen ve dadaşlar (pek gıcık olurdum ersenin alnını kaldırıp indirirken saçlarının şekil değiştirmesine), esmeray (nur içinde yatsınlar diliyorum) nilüfer v.s. v.s. akşamları da annemin dizine yatıp trt'nin arkası yarın hikayeleri olurdu onu dinlerdim öyle güzel anlatırdıki spiker birde sesi yumuaşık, öyle ipeksiydi ki; ben mayışır, hele birde annem saçlarımla oynuyorsa perişan uyku misali bir tatlı rehavetin kollarında kendimden geçerdim :) ne güzel bir çocukluğum varmış ve siyah beyaz tv'da da arı maya ve heidi benim gözbebeklerim çizgi filmlerimdi annemde marko diye bir çizgi film izlerdi sonunda marko ölmüştü öyle hatırlıyorum annem iki gözü iki çeşme nasıl ağlamıştı hey Allahım :) pazar günü küçük ev vardı ve saat 12 oldumu klasik müzik.. deli olurdum hiç sevmezdim o saati sonrasında yayın kesilirdi ince ve tiz bir sesin eşliğinde ortada yuvarlak birşey öyleee dönüverir dururdu..ne güzel zamanlarmış bazende keşke hepde biraz öyle eksik kalsamıymış diyede kendime soruyorum, teknolojinin fazlası bizleri parçalayıp böldüğü için suçluyorum galiba..ama iyi yanlarıda var elbette..mesela bu internet sayesinde pek çok arkadaşımı buldum ve bu sayede yine yazabiliyorum, yazar olarak düşünmeyin sakın..öyle yazaaar gider anlamında..ve yine bu sayede blogcu dostluğu beraberinde geldi,çok hoşnut olduğumu söylemeliyim, bende bağımlılık yapan dostlarım var ki; olmazsa olmazlarım arasındalar..bahar müjde ablacım nurten hanımcım benim arkası yarınlarım oldular..bu arada tabi küçük dostumuz bücürük :) nazarlara geldiği için bücürüğün patisinden öpüp geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum annesine tekrar..geçenlerde facede kediler için düşünülmüş ama çokda hoşuma giden bir resmi müjde ablacımla paylaşmak istiyorum ben çok beğendim umarım o da beğenir, valizden yapılmış iki katlı kedi ranzasına bayıldım arkadaşlar..kedim olsun bile istedim ama maalesef annem eve getirdiğim her tüylü hayvan için beni reddecek o yüzden sesimi çıkaramıyorum tüylü demişken acaba tüylü bamyayı getirsem :)))) tamaammm espri kötüydü :) kocaman öpüldünüz

3 Şubat 2012 Cuma

mevlid kandili'nin anlamı nedir?



Mevlid gecesi Sual: Mevlid ne demektir 
CEVAP Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Peygamber efendimizin doğum günü, bütün Müslümanların bayramıdır.
Resulullah dünyaya gelince, amcası Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe, (Kardeşin Abdullah’ın oğlu oldu) diyerek kendisine müjde getirince, sevinmişti. (Ona süt vermek şartı ile, seni azat ettim) demişti. Bunun için, Ebu Leheb’in, her mevlid gecesinde, azabı biraz hafiflemektedir. Mevlid gecesi sevinen, o geceye kıymet veren müminlerin pek çok sevap kazanacağı buradan da anlaşılmaktadır.
Hafız Muhammed ibni Cezeri Şafii diyor ki: (Ebu Leheb rüyada görülüp, ne halde olduğu sorulduğunda, çok azap çekiyorum. Ancak, her yıl, Rebiul-evvel ayının 12. geceleri, azabım hafifliyor. Resulullah dünyaya gelince, müjde veren cariyemi sevincimden azat etmiştim. Bunun için, bu gecelerde azabım hafifliyor) dedi.
Ebu Leheb gibi azgın bir kâfirin azabı hafifleyince, O yüce Peygamberin ümmetinden olan bir mümin, Onun doğduğu gece sevinir, malını uygun yerlere dağıtır, ziyafet verir, böylece, Peygamberine olan sevgisini gösterirse, Allahü teâlâ onu Cennetine sokar.) [M. Nasihat]
Resulullah efendimiz, mevlid gecelerinde eshab-ı kirama ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı.
Hz. Ebu Bekir de, halife iken, eshab-ı kiramı toplar, Resulullah efendimizin dünyayı teşrifindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı.
Bu gece, Resulullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mucizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Bugün veya ertesi gün oruç tutmakta mahzur yoktur. Tutulması iyi olur, sevap olur.
İslam âlimleri mevlid gecesine çok önem vermişlerdir. Hz. Mevlana, (Mevlid okunan yerden belalar gider) buyurmuştur. Mevlid gecesi, Kadir gecesinden sonra en kıymetli gecedir.alıntı-habervitrini.com


Peygamber Efendimizin Doğumundaki Mucizeler

Resul-i ekrem efendimiz, doğmadan önce ve doğduğu sırada; O'nun dünyayı teşrif etmesine alamet olarak bir çok hadiseler meydana gelmiştir:

Sevgili peygamberimizin dünyaya geldiği gece, bir yıldız doğdu. Bunu gören Yahudi alimleri, Muhammed aleyhisselamın doğduğunu anlamışlardı. Eshab-ı kiramdan Hassan bin Sabit anlatır:

"Ben sekiz yaşında idim. Bir sabah vakti Yahudinin biri; "Ey Yahudiler!" diye çığlık atarak koşuyordu. Yahudiler; "Ne var, bu bağırman nedendir?" diyerek yanına toplanınca, o; "Haberiniz olsun, Ahmed'in yıldızı bu gece doğdu! Ahmed bu gece dünyaya geldi..." diye cevap verdi.

Efendimizin doğduğu gece Kabe'deki putların hepsi yüzüstü yere yıkıldı. Urvet-übn-ü Zübeyr bildirdi: "Kureyş'den bir cemaatin bir putu vardı. Yılda bir defa onu tavaf ederler, develer kesip şarap içerlerdi. Yine öyle bir gün, putun yanına vardıklarında, onu yüzüstü yere yıkılmış buldular. Kaldırdılar, yine kapandı. Bu hal üç defa tekrarlandı. Bunun üzerine etrafına iyice destek verip diktikleri sırada, şöyle bir ses işitildi:
"Bir kimse doğdu, yeryüzünde her yer harekete geldi. Ne kadar put varsa hepsi yıkıldı. Kralların korkudan kalbleri titredi!"
Bu hadise tam Resulullahın doğduğu geceye rastlıyordu.
Medayin şehrindeki İran Kisrasının sarayının on dört kulesi, burcu yıkıldı. O gece gürültüyle ve dehşetle uyanan Kisra ve halkı; yine kendilerinden bazı ileri gelenlerin gördükleri korkunç rüyaları tabir ettirdiklerinde, bunun büyük bir şeye alamet olduğunu anlamışlardı.

Yine o gece, mecusi yani ateşe tapanların bin seneden beri yanmakta olan kocaman ateş yığınları aniden sönüverdi. Ateşin söndüğü tarihi kaydettiler, Kisra'nın sarayında burçların yıkıldığı geceye rastlıyordu.

O zaman mukaddes sayılan Save Gölü'nün de o gece bir anda suyu çekilip kuruyuvermişti.

Şam tarafında bin yıldan beri suyu akmayan ve kurumuş olan Semave Nehri vadisi yine o gecede dolup taşarak akmaya başladı.

Muhammed aleyhisselamın doğduğu geceden itibaren, şeytan ve cinler artık Kureyş kahinlerine hadiselerden haber veremez oldu. Kehanet sona erdi...

Daha nice olağanüstü haller...

Peygamber efendimizin doğduğu geceye Mevlid Gecesi denir. Mevlid doğum zamanı demektir. Kadir Gecesi'nden sonra en kıymetli gecedir. Bazı alimler, Kadir gecesinden de kıymetli olduğunu bildirmişlerdir. Bu gecede sevgili Peygamberimiz doğduğu için sevinenler affolunur.

Bu gece, Peygamber efendimizin doğduğu sırada görülen halleri, mucizeleri okumak, dinlemek,öğrenmek çok sevabdır. Sevgili Peygamberimiz kendi de anlatırdı. Eshab-ı kiram da bu gece bir yere toplanırlar, o günü yad ederler, okurlar ve anlatırlardı.

Dünyanın her tarafındaki Müslümanlar, her sene bu geceyi Mevlid Kandili olarak kutlamaktadır. Her yerde Mevlid kasideleri okunarak, Kainatın sultanı hatırlanılmaktadır. Her peygamberin ümmeti, kendi peygamberinin doğum gününü bayram yapmıştır. Bu gün de, Müslümanların bayramı olup, neşe ve sevinç günüdür.

Nasıl sevinilmesin? Çünkü, O doğmuştu artık... Allahın sevgilisi, kainatın efendisi, alemlere rahmet olarak gönderilen peygamber... Bütün yaratılmışların ve yaratılacakların vücuda gelişinden murad olan dünyaya geldi...

Sene miladi 571. Nisan ayının yirminci günü. Pazartesi sabaha karşı. Hicri Rebiülevvel ayının 12. günü, Mekke ufukları ağarırken...alıntı-delinetciler.net