music

31 Mayıs 2012 Perşembe

bir tutamı senin..


limanıma attığım demirin, kağıttan gemisiyim.
bütün balonlarımı bırakıyorum gökyüzüne,
deniz yıldızları alıyorum yerine..
ellerimde kucaklar dolusu elma şekeri..
gülümseyerek dağıtıyorum hayatın tatlı yanlarını.
biri senin olsun, biri benim :)

29 Mayıs 2012 Salı

mabel ve babaannem



Babam salondan bana sesleniyor -sana bir sürprizim var diye…eminim elime bir fatura tutuşturacak diye umursamaz bir durumda kaldığım işe devam ediyorum.o ara odama geliyor -bak sana ne aldım..içimden kandırıyor yine beni Allah bilir altından neler çıkacak diye geçerken bakıyorum yüzüne şaşkın şaşkın..bazı bakışlarım ben istemesemde çok komik olabiliyor..salakça ve safça bir bakış farkında olmadan fırlatabiliyorum..babam yüzüme bakıp bakıp gülüyor ben merak etmeye başlıyorum ve nihayet..nee diye soruyorum.ellerinin arasında kahverengi bir şey var-hadi babaa..ne aldın diyorum çocukça..o arada açıveriyor avuçlarını..Mabeeellll benim tatlı güzel zenci kadınım mabel..

sen uyurken..






Sen uyurken saçlarını taradım ellerimle
Dokundu dudaklarım hasretle tenine
Sen uyurken ben izledim yüzünü 
Sen uyurken ben şarkılar söyledim sana
Yüreğimle,özümle....

poli-trik yorum


blog da yazmaya başladığımdan beri en nefret ettiğim, kalemim yazmasın diye ellerimin ters teptiği tek konu siyasettir hoş oturup tv izleyen haber kanallarını dolaşan dizi kolik biri de değilim, ama yani kör de değilim uzayda da yaşamıyorum..sağcılıkla solculukla hiç alakamın olmadığı hümanist bir yaklaşımla olayları ortalama tartan bir şahsiyetin ta kendisi şuracıkta şu gün Müjde ablacım kadar olamasamda  boğazımın derin sularına kadar gelmiş olmalıki bişeyler demek ister..

25 Mayıs 2012 Cuma

genç zamanın genç gidenleri..


3 yıl önce..dün...
Aydın'ın şirin mi şirin ilçesi kuşadasına 30dk. bir mesafede doğa harikası bir yerdeyim..arkası orman önü deniz..
Misler gibi bir hava, pırıl pırıl bir deniz..sakin,gürültüsüz, insanı az, kafa dinlemek için ideal bir yer..tüm günüm kitap okumak, salıncakta sallanmak, deniz kenarında gezinmekle geçti..celtic müzik tarzını oldum olası seviyorum, kulaklığımda secret garden tınıları..bulabildiğim en güzel deniz taşlarını poşetin içine ata ata hayli yol almışım, mola verip sigara içiyorum..denize girmekten çok seyre sefa edip izlemek, ruhumu rahatlatıyor, işte öyle huzurluyum...

24 Mayıs 2012 Perşembe

regaip kandili ne demektir..



Regaip Kandili veya Regâib Kandili Hicri takvimin Receb ayının ilk Cuma gecesine denk gelen kandil gecesidir. Kökü "arzulamak, meyletmek" anlamlarına gelen regâib sözcüğü Kur'an'da geçmez.Her sene Recep ayının ilk perşembesini cumaya bağlayan gecesidir.
Kelime olarak regâib, “çokça rağbet edilen, nefis, kıymetli, değerli, ihsan” mânâlarına gelen Ragibe kelimesinin çoğuludur. Buna göre Regaip Gecesi denilince: “Çok lütuf ve ihsanla dolu, kıymeti ve değeri büyük, çok iyi değerlendirilmesi gereken gece” mânâsı anlaşılır. Bu gece Allah lütuflarını sağanak sağanak yağdırır.

23 Mayıs 2012 Çarşamba

mustafa kemal ve latife 15.bölüm final


Sessizlik; sanki fırtınalı bir havanın ardından gelen sakin bir yaz günü gibi bir sessizlik oldu. Sessizlik öyle boğucu bir havaya bürünmüştü ki nefes almak bile zorlaşmıştı. Eğer bu durum böyle sürmüş olsaydı her ikisi de belki boğularak birbirleri üzerine düşüverirlerdi. Fakat çözüm getiren sözler yeniden bu sıcak, kasvetli havayı serinletti. Sözcükler havada öyle uçuştular ki sanki bir lamba ortalığı yeniden aydınlatmış gibi karşılıklı duygular ortalığa ferahlık verdi. Yüksek sesle veya fısıltıyla çıkan sözcükler; esnek anlamlı, bazen yumuşak, bazen de haşin, tırmalayıcı, rahatlatıcı, hepsi birlikte birbirine karışarak eriyip kayboldular. Bu durumda sıkıntılı bir akşam havası odayı kaplıyordu.

mustafa kemal ve latife 14.bölüm


Bulgar kızın bir şey söylemeden rahatlatıcı bir tebessümle onun da sevdiğini ima etmesinden bir saat sonra, narin Bulgar subaylarıyla dansa gitmesi doğru muydu? Hayır boş vakitleri bol olan şehir delikanlıları gibi şatafatlı fakat değersiz laflarla süslü o "seni seviyorum" sözünü söylemeye asla niyeti yoktu. Şüphesiz böyle durumu izleyen birbiri ardından akıp gelen sözleri söyledikten sonraki sessizlik belki ne denmek istendiği gerçeğini açığa çıkarabiliyordu. Fakat herhalde o kıza kıvırcık saçlarının güzelliği, siyah gözlerinin parlaklığı, etrafında uçuşan kelebekler gibi söylenen sözcüklerin söylenmesi gerekiyordu. Ona bir sözcük yeterli değildi. O dansetmeye gider, Bulgar subaylarla briç oynardı. Bu tek sözcük kalpten çıkan aşk alevi olsa da onun üzerine oksijeni serperek söndürmek olasıydı. Ama o çok başkaydı.

mustafa kemal ve latife 13.bölüm


Başkan geceyi uykusuz geçirmişti. Yattığı yerden, aydınlanmaya başlayan gökyüzünü kolayca görebiliyordu. Uykusuz geçen bir geceden sonra bile gün doğuşu insana sevinç veriyordu. Artık yatakta kayıtsızca kalmak, ayrıntılarla uğraşarak uyumayı beklemek boşuna idi. Yüz kere uzaklaşan ve yüz kere akla gelen küstah fikirlerle ve duygularla mücadele etmeye gerek yoktu. Gökte hareket eden bulutları kaygısızca seyrettiğinden rahatlamıştı. Gittikçe net görünmeye başlayan bahçeye bakarken göğsüne sürekli saplanan bunaltıcı duygular ise işte bu derin gün doğuşu zamanında sıkıntısızca artık kaybolup gidiyorlardı. Artık her şey geride kalmıştı. Latife böyle sıkıntılı duygulara neden olmuştu. İtiraf etmek gerekir ki biricik Latifeciği düşündüğü zaman ortaya çıkan, o tatlı işkenceden, o mutluluk veren eziyetten kurtulmak için olanca gücüyle sarfettiği gayret hep boşuna oluyordu. Şimdi ise durum başkaydı. Evet şimdi son defa yemin ediyordu, Latife'nin onu huzursuz eden karışmalarının artık son gecesi olacaktı. O gün, doğuşunun koruyucu örtüsü altında örtülüp gidiyordu. Belki yıllar sonra başka bir gün doğuşunda kalbinin acısı geçmiş olarak yine onu anımsayacaktı.

22 Mayıs 2012 Salı

mustafa kemal ve latife 12.bölüm


Kemal kendini artık galip sayıp, daha sert ve tamamen emir verir bir ses tonu ile cevap verdi.
- Yegane aşkım olarak benimle geliyorsun. Dünyada en değer verdiğim kişi olarak, diye fısıldadı. Aynı anda Fikriye Hanım'ın gülümseyen yüzü yağan yağmurun taneleri arasında canlandı. Çankaya'da bıraktığı kadının bir an uzaklardan onu çağıran, seven ve ağlayan gözlerini görür gibi oldu.

mustafa kemal ve latife 11.bölüm


Gökyüzünde bulutlar mor bir renk almaya başlamıştı, denizin gelgit sonucu yükselmesi ile oturdukları sıraya ılık bir rüzgar esintisi geliyor, küçük dalgacıkların sesi duyuluyordu. Aralarındaki konuşma şöyleydi:

mustafa kemal ve latife 10.bölüm


Köşkte Latife'yi bulabilmek için gerçek bir araştırma sürüyordu. Subaylar da bu araştırmaya katılıyordu. Fakat gayretler sonuç vermedi. Uşaklar boşuna sorguya çekiliyor, hepsi de küçükhanımın odasında olduğundan başka bir şey söylemiyordu. Öyle görülüyordu ki o, hiç kimse ile karşılaşmak istemiyor, fakat misafir beyler gittikten sonra hemen ortaya çıkıyor, emirler veriyor, Gazi'nin odasını her sabah gözden geçiriyor, vazolara çiçeklerin konmasını sağlıyor ve her gece odaya iki sigara koyuyordu. Ayrıca, Gazi tarafından odaya getirilmiş olan üç şişe içki de çalınarak götürülmüştü. Fakat onunla karşılaşmak olanaksızdı.

21 Mayıs 2012 Pazartesi

mustafa kemal ve latife 9.bölüm


Yumuşak halı ile kaplı bir tabure üzerinde bir yığın gazete olduğunun farkına vardı. İşte, yatmaya gerek kalmadan geceyi neyle geçireceği anlaşılmıştı. Çünkü böylece, bu kadının evinde yatmayacak ve onun evinde konaklamış olmayacaktı. Neydi O'nun adı Latife değil mi? Gözüne bakınca emir verecek biri gibi görünmüyordu. Gözleri de sert bakışlı değildi, ama gümüş gibi parlıyor ve oldukça da büyüktü. Bir küçük masa üzerinde bir bardak su vardı ve bir solukta bardaktaki suyu içti. Tuhaf, bu su nasıl da soğuktu, Anlaşılıyor ki bu kız kötü düşünceli değil! Ama izin vermiyordu içki ve sigaraya. Ama buna kafa yormayacaktı. Sabah buradan ayrılacak ve bu problem de sona erecekti. Gazeteleri eline aldı ve tarihlerine bakmaya başladı. Hepsi günlüktü. Fransız, İngiliz, İtalyan, Alman, Yunan ve Türk gazeteleri ve her gazetede Mustafa Kemal'den söz edilmişti. Ayrıca kırmızı mürekkeple etrafları çizilmiş haberler veriliyordu.

mustafa kemal ve latife 8.bölüm


Uşak kapıyı arkasından kapatmayı unutunca odayı serin bir hava doldurdu. Uşağın arkasından baktı. Saat kaçtı acaba? Saatine baktı gece yarısı olmuştu. Hayır hayır şimdi rezalet çıkarmak olmazdı. Ama bunu o terbiyesiz küçükhanımın yanına koymayacaktı. Bundan dolayı kurmayları da burada kalamazlardı. O takdirde nereye gidecekti? Sabaha kadar esir mi olacaktı? Hayır, yatmayacak ve bu eve ait yastığı bir gece için bile kullanmayacaktı. Bir oh çekti. Çok sinirlenmişti. Lamba ışığına karışan sert profili hareketsizdi. Geceyi bahçedeki taş sıra üzerinde geçirip, şafak sökerken kalkıp hiç laf etmeden subaylarla buradan gitmeyi de düşündü. Evet bu kadının kaprisleri, nezaket dışı hareketleri arasında bir günü bile geçirmeye artık dayanamazdı. Arkasında o fırtınalı denizden gelen serin bir soluk gibi uzanan rüzgarı hissetti.

mustafa kemal ve latife 7.bölüm


Gazi Mustafa Kemal ve Latife Hanım, üst terasta evin önündeki kapının gölgesinde duruyorlardı. Paşa sordu,
- Küçükhanım söyler misiniz duvarda tırmanmış yaprakları olan bitkinin adı nedir?
- Morsalkım çiçeğinin yaprakları onlar.
- Tuhaf, şu oradaki bodur ağaç
- O yasemin ama onun çiçek açma zamanı geçti.
- Gece çok serin değil mi?

20 Mayıs 2012 Pazar

mustafa kemal ve latife 6.bölüm


SİZ NEREDE KALACAKSINIZ?
- Köşkün sağ kanat tarafında aydınlatılmış, sağa açılan pencerelere ait odalarda beyler kalacak. Her halde eksik bir şey yoktur. Lütfen beyler yukarı çıkınız, uşaklarım sizlere yol göstereceklerdir. Akşam yemeği odalarınızda emrinize hazır olacaktır. Paşam, sizin odalarınızın pencereleri evin öte yanına açılıyor. Köşkün bu kanadında bahçeden de giriş vardır. İzin verirseniz sizi oraya götüreyim. Pencereleri denize bakan odada kalmak hoşunuza gider mi?
- Çok hoşuma gider. Siz nerede kalacaksınız küçükhanım?

mustafa kemal ve latife 5.bölüm


Yeniden sessizlik oldu. Deniz kenarından, bağrışan insanların sesleri geliyordu. Rüzgar daha kuvvetli esiyordu ve havaya daha fazla deniz tuzu savuruyordu... Latife göğsünden madalyon gibi kolyeyi çıkararak, "Ve eğer bunu gösterirsem..." dedi. Mustafa Kemal bu kolyeye doğru eğildi. Kolye üzerinde sol tarafta yarım ay, sağda ise sarı kırmızı bir renkle süslü Mustafa Kemal'in resmi vardı. Kız alçak sesle ve gülerek sordu:
- Peki şimdi?

mustafa kemal ve latife 4.bölüm


EMİR Mİ VERİYORSUNUZ'
- Günde kaç sigara içiyorsunuz?
- Otuz, kırk kadar.
- Bundan vazgeçmeniz gerekli. Genç kadın, kısa bir aradan sonra sordu: - Ne zaman hareket ediyoruz?
Paşa bir sandalye çekerek,
- Oturun!.. Kız oturdu.
Başkan bir sigara yaktı, Latife sordu:

19 Mayıs 2012 Cumartesi

mustafa kemal ve latife 3.bölüm


Mustafa Kemal, "Sizi köşküme götürmeye geldim" diyerek aniden karşısına çıkan Latife Hanım'la konuşuyordu. Latife Hanım, Yunanlılar'la yaşadığı sıkıntıları anlatmaya koyulmuştu.
- Küçük hanım o halde sizi neyle suçladılar?
- Sizinle ilişkim olduğuna inandıklarından.
- Benimle mi?

mustafa kemal ve latife 2.bölüm

SİZİ GÖTÜRMEYE GELDİM'
- Sizin emireriniz dışarıda uyuya kalmıştı, ben de fırsatı kaçırmadım. Kısa bir sessizlikten sonra Mustafa Kemal, kamçı gibi şakırdayan sabırsız ve karşı koyulması imkansız bir ses tonu ile sordu.
- Ne istiyorsunuz? Kadın kendini beğenmiş bir tavırla cevap verdi.

mustafa kemal ve latife 1.bölüm


Anadolu'dan kaçan Yunan'ın ateşe verdiği İzmir'i saran dumanı büyük bir hüzün ve endişeyle izleyen Gazi Mustafa Kemal, duyduğu bir erkek sesiyle irkilir.
-Bir bayan ve limandan gelen kurye dışarıda bekliyor efendim
- Kadın ne istiyor?
- Söylemiyor.
- Kadını gönderin gitsin, kurye gelsin, lambayı da yak!
Mustafa Kemal lambayı yazı masasının ucuna koydu ve sabırsız bir tavırla sordu:
- Kurye nerede?
- Hemen içeri gönderiyorum. Birkaç saniye sonra, kurye yazı masası önüne geldi.
- Paşam limanda katliam sürüyor. Masanın üzerine çok şiddetli bir yumruk indi.

16 Mayıs 2012 Çarşamba

80'ler..



seksenlerin oldukça geri -zekası yüksek çocuklarından biriyim..
ilkokula da zaten geç göndermişler doğum tarihim arasatta kalınmış diye..
tam terör zamanlarının ortasında salla pati oynamaya çalışan mahalle bebelerinden biriyim ankarada en çok tabir budur: -hişştt baksana bebeee :)

15 Mayıs 2012 Salı

peri masalları


Üniversiteden çok sevdiğim arkadaşım Ömer, sinoptan ankaraya izinli geldi..
Annesi şu an onkoloji hastanesinde, tahmininiz üzere bu yüzyılın en kötü hastalığına yakalanmış..
biyopsiler ve filmler sonucu mide'de yara olduğu söylenmişti ama geçen bu bir ay içinde mideden akciğere yayılmış haliyle kadının durumu kötü..
Öğlen ziyarete gittik bir arkadaşımla birlikte..

14 Mayıs 2012 Pazartesi

martı, küçük kız ve kavanoz..


Hüzünlüyüm...Mahsende hep şarap saklanmaz Sandıkta da beyaz çeyizler. insan yüreğinde bir dolu acıyı kimi zaman kendine yakın gördüğü bir yere bırakır 

Az önce eskiye ait resimlere göz attım Çok fazla değil bir kaç tanesine. Bu beni, derin dondurucuda saklamadım ama sakladıklarımı da dondurmadım, yok etmedim. Ayna ile resimler arasında bir dolu farkı görenler ve görmeyenler umrumda değil...Yediğim ayazları düşünüyorumda, resimlere bunu hiç yansıtmadığımı, hiç somurtan yada üzüntümü ele verecek bir tek kare bulamadığımı..yok etmişim tüm duygularımı..demek saklamayı iyi başarmışım..hoş genelde bunu yaparız..peynir dediğiniz an yok olup giden duyguları bir deklanşöre satarız..ve kaybolup gideceğini bile bile o günün ve o anın ne demek olduğunu sadece tahta raflara kaldırdığımız hatıra kavanozları hatırlatır.

12 Mayıs 2012 Cumartesi

blog anneleri..


BİLDİĞİM ANNELER...



Çocuğunun olduğunu sonradan öğrendiğim ve hafif bir şok yaşadığım gencecik pırıl pırıl, ileride kitabını okuyacağımız değerli arkadaşım siyah kuğum..benim hassas duygu yüklü arkadaşım..

11 Mayıs 2012 Cuma

düş bahçeleri..



yorumlayamadığım rüyaların içindeyim..
toz bulutu arasında bilmediğim bir evdeyim..
bir adam beni arıyor, gerçekler gibi rüyamdan kaçıyorum..

korkak..


hafta sonu üniversitemin bahar şenlikleri var..
sevdiklerim günlerdir arıyorlar 'gel..lütfen..iyi gelecek..'
gitmek istemiyorum !! hemde hiç..
sonunda kendime sordum 'nedir bu kaçmaların sebebi?
uzunca zamandır işim dışında tüm çevremden uzağım,
konuşmak istemiyorum...

9 Mayıs 2012 Çarşamba

sinir harbi..



Ve bu sabah...
arabayı ofise yakın bir yere park edeceğim fakat genelde o civarlarda bir park etme sorunu yaşanır, bulduğun yere arabayı çeker bi hışım kaçarsın :) fakat ben tedbir almadan arabayı park etmiyorum, içim elvermez, düzgün bir yere çeker birde nasıl çekmişim diye etrafında tur atar yoluma devam ederim..
ve işte bu sabah demiştim :) park etmemle laz uşağının biri ansızın önüme peydahlanıverdi, camı aç işareti, açarım gelir yanıma
-öğretmenmisun hanfendu?(dükanı-nın karşısında okul var)
-hayııır..

hafız osman ve VAV





Osmanlı Devleti’nin en büyük hat sanatı ustalarından biri Hafız Osman’dır. Hafız Osman, emekli olduktan sonra kafa dinlemek için o devrin en sakin semtlerinden biri olan Üsküdar’a yerleşir. Fırtınalı bir günde kayıkla Beşiktaş’a geçmek ister. Sahilden bir kayığa biner. Yol bitmek üzereyken kayıkçı ücretleri ister. Fakat Hafız Osman, yanına para almayı unuttuğunu fark eder. Tabii artık çok geçtir. Bir çare gelir aklına…

5 Mayıs 2012 Cumartesi

hıdırellez'in hikayesi..


Bir rivayete göre; 

Denizlerin ermişi İlyas ile karaların ermişi Hızır'ın buluşacağı gecedir.Her yıl vakti geldiğinde buluşurlar. Şayet buluşmazlarsa deniz denizlikten çıkar,toprak topraklığını yitirir. Tek bir canlı doğmaz,üremez,uçmaz,konmaz. Yani kıyametin habercileri Hızır ve İlyas olacaktır...
Yine rivayetlere göre;

Her yıl Mayıs'ın 5'ni 6'ya bağlayan gece dünyanın bir yerinde buluşurlar.Onların buluştukları yerde bahar farklıdır. Çiçekler daha bol,daha büyük olurlar. Gökyüzü daha başka bir mavi olur. İnekler bol süt verir. İnsanlar ölmez. Kurt kuş ölmez..

4 Mayıs 2012 Cuma

doğum günün kutlu olsun ...


        

Somyanın üzerinde beyaz kundaklar içerisinde kapkara bir bebek,ağlıyor...duvarda ağlayan murat resmi...

Uzanıp görmeye çalışıyorum bebeği,henüz somyanın boyu kadar varım yada yokum...'bu kim' diye bocalıyorum...salonda oyuncaklarım..bir bebeğim var,adı ayşegül.piti kare şapkalı,mavi gözlü yere doğru eğdiğimde gözlerini kapatıp açan,güzel mi güzel sarışın bişey...bir öğlen uykusundan uyanıyormuşum,gözlerimi açar açmaz-anne bebeğin adı murat olsun....(büyükbabamız çoktan isimlerimizi vermiş bile..)

3 Mayıs 2012 Perşembe

mavi pencereli evler


leylaklar misler gibi kokularını yayıyor bahçemde baharı getirdim dercesine, patlak vermiş çiçekleri..bütün bir günüm dolu dolu geçmesine rağmen epeydir  göremediğim şımarıklığım üzerimde, kendime papatyalar alıyorum, masumiyetin, tabiatın gözde çiçeği, içime çekiyorum vazoma koyarken telefonlarımda çalmasa çok daha iyi olacağım, saygı değer müşterilerim yakamı bırakmıyor, vaktini kaçırdığım kahvemi içerken aklıma reiki hocam geliyor, adamcağız çok aramıştı, ayıp etmeyim, hatır ediyim diyorum :) onunla ne zaman konuşsam kikir kikir gülüyorum, terapi gibi geliyor..