music

14 Mayıs 2012 Pazartesi

martı, küçük kız ve kavanoz..


Hüzünlüyüm...Mahsende hep şarap saklanmaz Sandıkta da beyaz çeyizler. insan yüreğinde bir dolu acıyı kimi zaman kendine yakın gördüğü bir yere bırakır 

Az önce eskiye ait resimlere göz attım Çok fazla değil bir kaç tanesine. Bu beni, derin dondurucuda saklamadım ama sakladıklarımı da dondurmadım, yok etmedim. Ayna ile resimler arasında bir dolu farkı görenler ve görmeyenler umrumda değil...Yediğim ayazları düşünüyorumda, resimlere bunu hiç yansıtmadığımı, hiç somurtan yada üzüntümü ele verecek bir tek kare bulamadığımı..yok etmişim tüm duygularımı..demek saklamayı iyi başarmışım..hoş genelde bunu yaparız..peynir dediğiniz an yok olup giden duyguları bir deklanşöre satarız..ve kaybolup gideceğini bile bile o günün ve o anın ne demek olduğunu sadece tahta raflara kaldırdığımız hatıra kavanozları hatırlatır.


Durup durup beynimin içinde dönen düşüncelerim ve ara ara şu sol yanımı sızlatan bir şeyler var..'Beni affet' diyenlerin bu cümleleri gözlerimin önünden geçip giden bir dolu hatıraları canlandırıyor Unutulmuyor..Neden unutamıyorum diye binlerce kez sorguya çekmişliğim var..Ağır bir ceza kesilmiş ve hiç nedensiz de kafese konulmuş, eziyet edilmiş bir martının çığlık sesleri de olabilir..Kartal olabilmek için eziyeti 'hak' görülmüş, oysa doğasında özgürlüğü olan, kanatları rüzgar için çırpınan, ama gözlerinin demir parmaklıklar ardında olmaması gereken bir martının çığlık sesleri..Çok üzgünüm..dolu dolu ağlayamamanın esaretini boğazımın ucunda hissedebiliyorum..

Kaybettiğim ama yaşamak zorunda bırakıldığım yılların içinde sessizce tek başına terk ettiğim bir kız çocuğu bu gece hem özgürce ağlamak hemde affetmek istiyor..Gözlerimin önünde yitirdiğim can'ımın acısı için..ve tıpkı o can gibi bebekliklerini bildiğim ailemin genç fertleri için..kendimde yitirdiğim özüm için..Özümün içine edenleri affedebilmek için, çırpınırken farkında olmadan büyük yaralar açtığım için, özür dilemenin de, dilenmesinin de zaman olarak geçmişliğinden değil, o anda geçmeyip içimde sakladığım için..onları bir kavanoza koyduğum için..ağlamayı bilip 'dik ve onurlu durmak zorunda olduğundan ağlamayacaksın' dedikleri için, sonrasında duygularımı sıkmaktan, mahsenimin duvarlarını parçaladığım için..keşke dediğim anları düşündüğüm için...arada sırada işte bu mahsenin kapılarını açıp, tahta raflara elimi uzatıp kapaklarını açtığım ve gördüklerimden çok hissettiklerimin ne denli bana ağır geldiğini anlatabilmek için...Üzgünüm...Kalbim ne kadar şimdi mutlu olursa olsun, kurşun kalemim isterdiki duyguları birebir yaşatsın..Ne kağıt anlatabilir ne bir kalem, ne bir söz yeterli olabilir ne de içli bir şarkı..İçimde siyah beyaz bir film var, dışımsa tüm bunları örtecek kadar renkli.. 

Hüzünlüyüm...Affedemiyorsam suçlanmamam gerektiğini anlamak gerekir..Amacım asla üzmek değil..yoksa çoktan ezip geçebilirdim kavanozdaki insanları..Siz anlayın düşlerimin parçalandığını..Hastane odasında bir nefesin kesildiği andan itibaren yok olmuşluğumu..Kelimelerle ifade edebilseydim keşke..yeterince hissettirebilseydim,verebilseydim bendeki duyguları, tutup bir parçasını ellerimle yüreğinize götürebilseydim, yakabilseydim canınızı, yanmışlığımı tattırabilseydim..

Yıllar sonra........................

Kıraç söyler bunu değil mi....Üzgünüm..Olmuyor...herşeyden geçiyorum kalbimde takılıp kalıyor, Affedemiyorum..

Mahsenin bir yerinde tahta rafların arasına tekrar kapaklarını kapatıp sessizce koyuyorum kavanozları. Bilinmesi ve sözlerimin bir yerinde değer verilmesi gereken anılarımın da sahibi var..Martının üstünde küçük bir kız şarkı söylüyor özgürce. Kanatlarını çırpıyor hayata.Şimdi Gülümsüyorsa taa içten...bunda en büyük pay o kavanozun içindekilerdir..
28 ağustos 2011 tarihli yazım..