music

27 Ocak 2013 Pazar

Osman Hamdi bey..-1-


Kaplumbağa terbiyecisini bitirdiğimde gözlerimi tavana dikip başından sonuna kitabın içindeki hikayeyi düşündüm sonraki günlerde daha derin bir araştırmaya girip hadi dedim es geç aklındaki araştırmayı Osman hamdiyi bi anlat bakalım..Malatya güzeli ilkokul öğretmenim bize her kitabı okutturduğunda -o kitabın özetini çıkarın getirin bakıyım ne anlamışsınız dediğinde çok zoruma giderdi deftere sayfalarca özet çıkarmak..hakkını vermek lazım malatya güzeli akıllı kadınmış. Bizde bu yolla hareket ederek zaman zaman sevdiğimiz ama ünlü insanların hayatlarını dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışıyoruz tek farkı antoloji mahiyetinde değil, hafiften masalımsı ;) e başlayalım o zaman...

22 Ocak 2013 Salı

notlar..


gece; 00,05...

Bir çok insan gibi uyumam gerekir :) kahve'nin tılsımı budur..
güzel bir hikaye geçiyor içimden..ama az önce izlediğim Pi'nin yaşamına takılı kaldım..
İzlemenizi tavsiye ediyorum; inancınızı asla yitirmemeniz gerektiğini anlatıyor, izlerken filmin nereye varacağını merak ediyorsunuz..fakat sonra hayatta kalabilme savaşını o savaşı verirken neler yaşadığını neler gördüğünü anlıyor, 16 yaşındaki Pi'den büyük bir ders alıyorsunuz. izleyin..

20 Ocak 2013 Pazar

Shay'in Hikayesi..




Ne yapardiniz? Karari siz verin. Komik bir cümle beklemeyin, çünkü yok.

Yine de okuyun. Sorum şu: Aynı kararı siz verirmiydiniz?

Okuma ve öğrenme zorluğu çeken çocuklara özel eğitim veren bir okul icin bağıs toplama yemeğinde, çocuklardan birisinin babası katılımcılar tarafından asla unutulmayacak bir konuşma yaptı. Okula kendini adamış öğretmenleri kutladıktan sonra şöyle bir soru sordu: 'Dışardaki etkenler tarafından etkilenmedikçe doğa herşeyi mükemmel bir şekil ve sırada yapıyor. Ama yine de oğlum Shay, diğer çocukların öğrendikleri gibi öğrenemiyor Diğer çocukların anlayabildikleri gibi anlayamıyor. Oğlumda doğal olması
gereken şeyler nerede?'

Bu soru karşısında dinleyiciler sessiz kaldılar.

Baba devam etti. 'Ben inanıyorum ki, dünyaya fiziksel ve zeka engelli Shay gibi bir çocuk geldiğinde, gerçek insan doğası kendini gösterme fırsatını buluyor ve bu da insanların o çocuğa davranış şekillerinde kendini gösteriyor.'

Ve sonra aşağıdaki hikayeyi anlatmaya başladı: Shay ve babası bir gün parkta Shayin tanıdığı birkaç çocuğun baseball oynadıklarını gördüler.
Shay sordu, 'Acaba oynamama izin verirler mi?'
Shay'in babası çoğu çocuğun Shay gibi bir çocuğun takımlarında oynamasını istemeyeceklerini ama aynı zamanda eğer oğluna izin verirlerse oğlunun o çok ihtiyacını duyduğu, engellerine rağmen başkaları tarafından kabul edilmenin özgüveni ve sahiplenme duygusunu vereceğini de biliyordu.
Shay'in babası çocuklardan birinin yanına yaklaştı ve (fazla bir şey beklemeyerek) Shay in oynayıp oynayamayacağını sordu. Çocuk şöyle danışabileceği birilerine baktı ve sonra 'Şu anda 6 sayı gerideyiz ve oyun sekizinci turunda. Herhalde takıma girebilir ben de onu dokuzuncu turda vurucu olarak sokmaya çalışırım' dedi.

Shay büyük bir gayretle takımın yanına gitti ve yüzünde kocaman bir gülümseme ile takım t-shirtini giydi. Babası gözünde yaş, kalbi sıcak duygularla dolu onu izledi. Çocuklar oğlunun kabul edilmesinden dolayı babanın mutluluğunu gördüler. Sekizinci turun sonunda Shay'in takımı birkaç puan kazandı ama hala 3 sayı gerideydi Dokuzuncu turun başında Shay eldiveni eline geçirdi ve sağ açık sahaya çıktı. Ona doğru hiç top isabet etmemesine rağmen oyunda olmaktan son derece mutluydu ve babasının ona tribünlerden el salladığını gördüğünde yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
Dokuzuncu turun sonunda Shay'in takımı yine puan kazandı. Şimdi bütün kaleler doluydu, oyunu kazanma şansı ortaya çıkmıştı ve topa vurma sırası Shay'e gelmişti.

Bu noktada Shay'in vurucu olmasına izin vererek oyunu kaybetme riskini mi almalıydılar? Şaşırtıcı bir hamleyle Shay'e sopayı verdiler. Herkes topa isabet ettirme şansının sıfır olduğunu biliyorlardı çünkü bırakın topa vurmayı Shay sopayı bile elinde tutmasını bilmiyordu. Ama Shay sahaya çıktığında top atıcı, diğer takımın kazanma şanslarını bir kenara bırakarak Shay'e bu fırsatı tanıdıklarını görünce birkaç adım öne giderek yumuşak bir şekilde topu Shay'e doğru fırlattı. İlk topa Shay zorlukla sopayı savurdu ama ıskaladı. Atıcı tekrar birkaç adım öne doğru geldi ve topu yine yumuşak bir şekilde Shay'e doğru attı. Shay sopayı savurdu ve hafifçe topa dokunarak yere atıcıya doğru vurdu.

Oyun şimdi bitecekti. Atıcı topu yerden aldı ve ilk kaledeki adamına kolaylıkla atabilecek ve Shay'i sobeleyerek oyunu bitirebilecekti. Ama atıcı topu aldı ve ilk kaledeki adamının başının üzerinden diğer takım arkadaşlarının erişemeyeceği yere fırlattı. Tribünlerdeki herkes ve iki takımda bağırmaya başladılar, 'Shay, ilk kaleye koş, ilk kaleye koş!' Shay hayatında hiç bu kadar uzağa koşmamıştı ama ilk kaleye gidebildi. Şaskınlıktan büyümüş gözleriyle yere çöktü.

Herkes bağırmaya devam etti, 'İkinci kaleye koş, ikinci kaleye koş' Nefes nefese Shay zorlukla ikinci kaleye koşabildi. Shay ikinci kaleye geldiği sırada açık sahada diğer takımdan biri topu almıştı ... takımın en küçüğü olan bu çocuk kahraman olma şansını elinde tutuyordu. Topu ikinci kaledeki adamına atabilirdi ama top atıcısının niyetini anladığından o da kasıtlı olarak topu üçüncü kaledeki arkadaşının başının üzerinden attı.

Herkes bağırıyordu, 'Shay, Shay Shay, bütün yolu koş Shay'

Karşı takımdan birinin yardım ederek onu üçüncü kaleye doğru döndürmesiyle Shay üçüncü kaleye koşabildi, 'Üçüncüye koş! Shay, üçüncüye koş!'

Shay üçüncüye gelirken diğer takımdakı çocuklar ve seyirciler ayağa
kalkmışlardı ve bağırıyorlardı, 'Shay, hepsini koş! Hepsini koş!' Shay
hepsini koştu ve oyunu takımı için kazanan bir kahraman olarak herkes tarafından alkışlandı.

'O gün', dedi babası, gözlerinden yaşlar aşağıya doğru süzülerek,
'iki takımdaki çocuklar da dünyaya bir parça sevgi ve insanlık getirmeyi başardılar'.

Shay bir sonraki yaza yetişemedi O kış öldü. Bir kahraman olduğunu ve babasını mutlu ettiğini ve eve geldiğinde annesinin de gözyaşları içinde onu kucakladığını asla unutmadı.sevgi ve ölüm arasndaki bağı biliyor musunuz..ben biliyorum dostlar..kardeşimi çok özlüyorum..ömrümde ilkkez onun son nefeslerinde seni seviyorum diyebildim..sizde demek ister misiniz..sevgi bağımız kopmasın..okuduğunuz için sizi seviyorum..



16 Ocak 2013 Çarşamba

Tefekkür..



Düşünce dünyasına girmem gerektiğini öğrenmek uzunca bir zamanımı aldı..Derlerdi büyüklerim ‘Allah’ın işine karışılmaz,sual olunmaz’ bu yolla hareket ederek uzun yıllar hiçbir şeyi sorgulamadım ne gördüklerimi,ne dinimin gereklerini,ne çevremi,ne ruhumu ne de ibadeti..Sonra bir gün..

yüksek topuklar :)


tam 527 sayfa sonunda bitti..

Yüksek topuklar...Murathan Mungan mı yazmış bunu yoksa okuduklarımdan sonra mutlaka bir kadının elinden çıkıp Murat abimizin ellerine teslim olmuş onun tarafından işlendikten sonra mı yayınlanmış acaba dedirtti.
Başarılı bir grafiker olan Nerminin hayatı kendince çizilmiş zengin ama aile kopukluğu içerisinde büyüyen bu kadının hem kendi hayatını hem çevresine bakışını aynı anda irdelerken bir sabah çok fazla samimiyeti olmamasına rağmen tüm yılışık ve yapışkanlıklarıyla sırf evliliklerini kurtarma derdinde olan bir arkadaşının kızını yani Tuğde'yi hepi topu 5 günlüğüne Nermine bırakmalarıyla olaylar başlar..

13 Ocak 2013 Pazar

Tabakhaneye b*k yetiştirmek ne demek?



Osmanlı döneminde deri tekeli bir yer vardı; orası da Safranbolu.. Safranbolu'da tabaklanmayan deriyi satanlardan, o dönemin tüccarları alış veriş yapmazlardı.

O dönem çok para kazanan Safranbolu'lu iş adamları Köşkler, konaklar ve 99 odalı evler yaptırmış, bazı evlerin içine çeşme dahi getirilmiştir...Safranbolu' yu ziyaret ederseniz bu şahane konakları müze gibi gezebilirsiniz,pansiyon olarak günlük ziyaretçisi de olabilirsiniz.

9 Ocak 2013 Çarşamba

Gözyaşı Şişesi..



Asırlardır farklı medeniyetlerce farklı zamanlarda
bazen ölünün arkasından dökülen ve mezara gömülen acı gözyaşları için
bazen savaşlara ve uzaklara giden baba ve kardeş için
bazende bir gün gelir ümidiyle bırakıp giden veyahut hiç ümit vermeyen sevgili için dökülen gözyaşlarını saklamak için yapılan zarif ince ve ufak şişelerdir.
Gözyaşı dolu olan bu şişeler, Osmanlı'nın o en güzel dönemlerinde sevginin, özlemin, hasretin bir göstergesiydi.

7 Ocak 2013 Pazartesi

2013..


Ve 2013'ün ilk yazısı....
geçen yıl 02-01-2012 yeni yıldır bize sürpriz yapar dedik gözümüzü hastanede açtık..
02-01-2013 dedik vira bismillah sabah korkudan gözümün birini açtım diğeri kapalı bişey olacakmı acaba diye tedirgin bekliyorum ses yok..yavaşça kalktıımm evin içini turladım hane halkı gayet iyi;
-ohh çok şükür deyip bi çay demledim, keyifli bir kahvaltı yaptık misafirlerimizle birlikte..
Hepinize yeni yılda önce sağlık diliyorum ve sonra mutluluk ve başarı ve bol bereketli savaşsız, şehitsiz, entrikasız kazasız belasız bir yıl yürekten çok içten diliyorum..