music

31 Ağustos 2012 Cuma

günlükten bir sayfa..


iyi geceler yeryüzü..
iyi geceler defterim..
iyi geceler günlük..

gazel mevsimi...ne yaprakların dökülmesine nede üzerine basıp o çıtırtıyı duymaya tahammül edemiyorum itirafımdır..ne zaman ayaklarımın altında o sesi duysam algılarım bana 'newyork'ta bir sonbahar' filmini hatırlatıyor..ve bu aralar film izleme rekorları kırıyorum arka arkaya bir haftada on-onbeş anime filmi izleyen üstüme tanımadım, neyseki gına gelmeye başladı ardından kitaplarıma sarıldım, elimde -melekler sokağı var, enayilik derecesinde iyilik kol geziyor sarı sayfaları çevirdikçe, arada bir -bu kadar abartıya pes diyorum..

26 Ağustos 2012 Pazar

duyuyor musun..



gökyüzü ve yeryüzü yaşıyormuydu o gün..
cehennemin sıcağı mıydı içime vuran, yoksa yüreğimi yakan beyez önlüklülerin dediklerimiydi..
omuzlarımdaki yükün ağırlığı, ayakkabılarımın ayağımı yakışı umurumdamıydı yorgunluğum..
yutkunup, o tarif edemediğim acıyı gözlerimden gizleyipde yüzüme sızmadan yanına girişim..
sessizliğini hiç bozmak istemedim..ama konuşmanı bana birşeyler söylemeni çok istedim..

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Leyla'nın Dileği..



Mecnun bir fırsatını buldu, Leyla ile baş başa kaldı.leyla da ondan bir dilekte bulundu..

Ey aşık ..neyin varsa getir..
a ay yüzlü… senin aşkınla ne suyum kaldı ne kuyum, ne ciğerimde azıcık kan, ne geceleri gözümde uyku. Aşkın aklımı yağmaladıktan sonra her şeyim birer birer gitti.şimdi sahip olduğum tek şey yaralı bir kuşa dönmüş canım.senden bir emir bekliyorum.ver dersen hemencecik vereyim.

Leyla güldü bu sohbete.sonra sitem etti.

-A yiğit… ben senden bunu ne vakit istersem alırım, başka neyin var?

22 Ağustos 2012 Çarşamba

büyük oyun..



Yeryüzündeki ilk cinayet hz.Adem a.s.'ın oğlu, kabil kardeşi habili öldürdüğünden bu yana milyarlaca insan katledildi yeryüzünde. Normal görmek anormal olur, kabul etmekde öyle, ama mecburen ölümü kabul ediyorsunuz, sonra çok pişman oluyor kabil kardeşini öldürdüğüne, ama kabilin bir daha o temiz yürekli kardeşi geri gelmeyecektir..Kıskançlıktır bunu ona yaptıran, hırstır, kindir, kötü duygulardır. hırs ve öfke sıcak ter gibidir, soğuyana dek hiç bir şey anlamazsın, ne zamanki soğumuş ve normale dönmüştür kan basıncı, olayların gerçek yüzünü ve yaptıklarını o zaman idrak etmeye başlarsın..

19 Ağustos 2012 Pazar

bayram hikayem..


Anadolu'nun küçük bir şehri...
5-6 yaşlarındayım..
yaz gelmiş, ramazan ayındayız, anneannemlerin iki katlı ahşaptan evleri var öyle güzel, öyle şirinki;  üst kata çıkan tahta merdivenler ve korkuluklar yeşile boyanmış, alt kattaki odanın içinde pencerenin dibinde kocaman bir sedir var, sedirin hemen yanında çok derin ve büyüük bir havuz, omo gibi kirlendikçe havuza sokuluyorum, derin olduğu için girmeye korkuyorum, çığlıklar atıyorum ama sonunda zar zor aklanıp paklanıp çıkarılıyorum..Annem, babamın eskiyen gömleklerini, elindeki kumaşları  kesip biçip bana minik gömlekler, elbiseler  dikip giydiriyor, çıkıyorum sokağa, başlıyor eğlence; burak, burçin ve ben ağaçlara tırmanıyoruz, bahçelere saklı gizli girip meyvalar çalıyoruz, kovalanıyoruz, koşuyor, hopluyor günün sonuna doğru yoruluyor, evlerimize doğru yol alıyoruz. her akşam iki katlı ahşap evin önünden eşşeğinin üstünde yeşil nohut satan, ufacık boylu, yaşlı, al yanaklı  nubar terziyana benzeyen çok sevimli bir amca geçiyor, ondan nohut almazsam rahat edemiyorum, o ara anneannem pencerenin perdesini çekip bana sesleniyor:
-gülçiiiiiin, kızım bekle, top patlayınca içeri gir tamammıı?

16 Ağustos 2012 Perşembe

minik depresif


günlük..
her geçen gün sınanıyorum
garip bir ruh hali..sessiz, sakin, mutsuz, gülmek istemeyen biri karşımda..
 tepemden geçen bir bulut gibi usulcayım...
İnsanlar görüyorum türlü, türsüz sıkılıyorum...
bir hayat görüyorum bana biçilen dikilen giydirilen..iki beden dar geliyor..
yoruldum, durup dinliyorum kalbimi, bozulduğu için alıp çöpe atasım geliyor..
halil cibran ne demiş:

9 Ağustos 2012 Perşembe

düşüncelerim..



Araştırmalara göre Çinde her gün 5 kişi müslüman oluyormuş, avrupada bu sayı giderek hızla büyüyorken, doğduğumuz günden bu yana sandıkta saklı çok değerli bir mücevherin belkide doğru bir şekilde kullanılmadığı benzetmesini yapmam  yerinde olacak, çünkü bu değerli mücevherin adı: müslümanlıktır..Allah eğer insanları sevmeseydi kendi ruhundan üfleyip onları diriltmez, insani ve dünyevi nimetleri önümüze sermezdi diye düşünüyorum..Ve bana göre; Allah kullarının kendisiyle konuşmasını seviyor, dua edilmesini istiyor ama sadece kendisine değil, kulların kullara ettiği duaları da severek kabul ettiğine göre; bu demek oluyorki yardımlaşmayı emrediyor, Allah kullarına emreder, ama aynı zamanda Allah -ben emir veriyorum demez bu nedenle Kuran-ı kerim okuyan konuya hakim olan arkadaşlar -biz kelimesini tespit etmişlerse burada -biz kelimesi yoktan var eden Allah kocaman bir ekibiyle tüm yarattıkları için çalışmaktadır, peki ama bu -biz cümlesini içeren şeyler nelerdir diye düşündüğümüzde; -Melekler -Peygamberler -kitaplar ve göremediğimiz bilemediğimiz yaratılanlardır kasıt..En somut örneği ise şu an elimizde olan son değerli hazine kitabımızdır.

8 Ağustos 2012 Çarşamba

diana'yı görünce..



Bayram temizliğine en dibinden başlayanlardanız, bir haftayı geçkindir ev kalk- oturum durumda, haliyle herşeyi indirip yıkayıp kurulayıp yerine yerleştiriyoruz, evet yorgunuz şimdi ben bir abla istemeyimde kim istesin..
Bir kaç gün önce vitrin dolabını temizlerken kutuların birini açtım, içinde gazeteden kesilmiş iki parça sararmış kağıt parçası buldum, kaç yıldır saklıyordu bilmiyorum gözlerim direk anneme kaydı -anne bunu senmi kestin?
-evet ben kestim, diana evlendiği gün dedenle beraber izlemiştik siyah beyaz tv'de..

7 Ağustos 2012 Salı

ağa gelin efsanesi


bir kaç ay önce işlerimi bitirip arabayla evin yolunu tutarken radyoyu açtım her zamanki gibi; normalde radyo İlef'i dinlerim ama araya sevmediğim tınılar girince kanal değiştiririm ve yine öyle oldu, kanalları ararken kusura bakmayın ağıt, arabesk tarzı müzikleri hazzetmediğim için dinlemiyorum ama şu aşk ne güzel şeydir şarkısı gibi dikkatimi bir türkü çekti -ağa gelin veya -ağ gelin..sonuna kadar dinledim bu ağıtı ve açıkcası gözlerimden yaş indi. yöresel ve efsanesi dillerden dillere dolaşan bu ağıtın iki türlü hikayesi olduğunu öğrendim şimdi birbirine benzeyen bu iki efsanenin önce kayseri erciyes civarında geçen efsanesini, ardından yozgat yöresine ait olan ikinci hikaye -gelin kayasını paylaşmak istiyorum.

1.efsane...
Develi’den bir Türkmen obası Erciyes’in güney eteklerinde bir yaylaya çıkarlar. Bu obada ahlaki ve fiziki güzelliğinden dolayı Ağ (Ak) Gelin adı verilen bir gelin vardır. Kocası ve iki çocuğu ile beraber mutlu yaşarlarken kocası gurbete çalışmaya gitmiştir. Develi çevresinde yaşayan bir eşkıya güzelliği ile şöhret bulan Ak Gelin’e göz koymuştur. Sahipsizliğinide anlayınca bir gece obayı basarak kaçırmak ister.

Namus timsali Ak Gelin olayı anlar, gece karanlığında iki çocuğunu ve küçük sandığını yanına alarak, karışıklıktan da faydalanarak gizlice Erciyes’e doğru kaçar. Erciyes’in ortalarında öyle bir yere gelir ki ilerisi uçurum gidilmez. Geriye dönse eşkıya. Gözyaşları ve çaresizlik içerisinde ellerini açar ve Allah’a yalvarır:

-Allahım! Beni ve çocuklarımı ya taş et, ya da kuş.

Duası kabul edilir. İlk defa taş et dediği için onlar taş kesilir. Güneş doğunca oba sakinleri ve eşkıya; Ak Gelin, iki çocuğu ve çeyiz sandığının hayretle ve şaşkınlıkla taş kesildiğini görürler.

Günler sonra obaya dönen kocası olayı annesinden öğrenir. Koşarak ailesinin taş kesildiğini görür. Uzaklardan bir ses duyar:

-Yiğidim namusunu bir eşkiyaya çiğnetmedim. O eşkiyadan ahtımı koma.

Bu ses Ak Gelin’in sesidir. Delikanlı taş kesilen ailesine bakarak:

-Alırım ahtını, koymam Ak Gelin diye haykırır. ”

Türk milletinin gönlünün sesi olan Dadaloğlu, Ağ Gelin türküsünde de kendini göstermiştir. Dadaloğlu tarafından söylendiği belirtilen Ağ Gelin’in, Kaman’da söylenen bir hikayeside şu şekildedir. Ağ Gelin’in gerçekte Hamitli Cerit kızı olduğu, aynı zamanda da Dadaloğlu’nun karısı olduğu belirtilmektedir. Dadaloğlu eve gelmemiş, karısına bakmamış. O da aşiretine dönmüş. Hamit’e yerleşmiş. Dadaloğlu Uzun yıllar karısını arayıp sormayınca O da evlenmiş. İş işten geçtikten sonra Dadaloğlu çıkıp gelmiş. Yanmış yıkılmış oba oba gezip çalıp söylemiş. Kaman’da Mamalı Değirmeni’nde bir bağ evinde öldüğü söylenen Dadaloğlu’nun Tomarza İlçesi Dadaloğlu Kasabasında da mezarı bulunmaktadır.(alıntı)


2.efsane:
Anlatıldığına göre: Yozgat yöresinde köyün birinde güzeller güzeli bir kız yaşamaktadır. Bu kıza genç bir delikanlımız âşık olur. Aşkları çevrede duyulur ama her iyinin bir de kötü taliplisi vardır. Kötü kalpli denilecek bir kişi de kıza talip olur, hatta zorla evlenme isteğinde bulunur. Buna kız ve ailesi karşı çıkar. Kötü kalpli adam bu kızı gerekirse zorla alacağını sağda solda anlatmakta, kızın ailesini tehdit etmektedir.

Kızın ailesi elini tez tutup aşıkların evlenmesi için düğünü başlatır. Düğün biterken oğlan başka bir yerde ikamet etmek üzere düğün alayını yola çıkarır. Bunu duyan kötü adam ekibini toplayıp düğün alayının peşine düşer ve bugünkü Cehrilik denilen mevkide (Yozgat Nohutlu Tepesi arkası) önünü keser. Düğün alayının erkekleri öldürülür, gelin ve damat yakalanmak üzeredir. İşte o acılı anda kız ellerini kaldırıp Allah’a dua eder,
“Allah’ım bizi bu eşkıyalara teslim etme. Ya taş et, ya kuş et!” Darda kalanın duasını Mevla kabul edermiş. Kız kalan ekibiyle, develeriyle birlikte taş olmuş. Gözlerinden akan yaşlar Cehrilik’e dökülmüş. Kırmızı-sarı lalelere dönüşmüş. Güvey beyaz bir güvercin olup göklere uçmuş. Efsaneye göre her yıl Mayıs ayında Cehrilik dönmekte gelini ziyaret etmekteymiş. Yozgat’ın avcıları da bu güvercinlere asla kurşun atmazlarmış.

Gelin Kayası’nın hikayesi bu mealdedir. Efsane anlatıla anlatıla günümüze kadar gelmiş hüzünlü hikayesi sevdalı yürekleri dağlamıştır. Gökte uçan güvercinler damadı, bölgedeki kayalar da gelin ve gelin alayını canlandırmaktadır. Gelin Kayası önde, gelin ayakta, develer oturmuş halde, diğerleri çevreye dağılmış durumdadır. Bu kayaları halk kızın çeyiz sandığına ve çeyiz heybesine benzetir. Bölgeyi gezen herkes bu acıklı hikayeyi mırıldanır. (alıntı)

3 Ağustos 2012 Cuma

kalbimizin sesi varmı?


Hani bazen;
bir gün önceden tam işlerinizin yoğun olduğu esnada, veya herhangi bir durumdaysanız aklınıza hiç olmadık bir anda çok sevdiğiniz, yada sevmediğiniz yada sizin için nasıl bir önem arz ediyorsa o kişi geliyorsa,
ertesi günü yada bir kaç gün sonra onunla ilgili bir haber alıyorsanız Kalbinizin sesini dinleyin, mutlaka size diyecek bir şeyi vardır ki; o sinyalleri size gönderiyordur..
Kalbin sesini dinlemek kolay mıdır? Öylesine gömülmüşsünüzdürki hayat telaşına, evinizin sorumluluklarına, çocuklarınızın arkasında koşmaya, telaşlanmaya, beklemeye, netice almaya, huzursuzluk duymaya, yada şamataya, gırgıra..Unutuveririz birden içimizdeki ben'i..
Biran durun !!! sorun kendinize -ne yapıyorum ben? -nereye gidiyorum -nasıl bir ben var bende? -kimim?

2 Ağustos 2012 Perşembe

Tıkandı baba hikayesi..


Sultan Mahmut bir gün kılık kıyafetini değiştirip, dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.
"Tıkandı Baba, çay getir!"
"Tıkandı Baba, kahve getir!"
Bu durum Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş.
– Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı Baba meselesi?
– Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı Baba.
– Anlat Baba anlat! Merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi.