music

3 Mayıs 2012 Perşembe

mavi pencereli evler


leylaklar misler gibi kokularını yayıyor bahçemde baharı getirdim dercesine, patlak vermiş çiçekleri..bütün bir günüm dolu dolu geçmesine rağmen epeydir  göremediğim şımarıklığım üzerimde, kendime papatyalar alıyorum, masumiyetin, tabiatın gözde çiçeği, içime çekiyorum vazoma koyarken telefonlarımda çalmasa çok daha iyi olacağım, saygı değer müşterilerim yakamı bırakmıyor, vaktini kaçırdığım kahvemi içerken aklıma reiki hocam geliyor, adamcağız çok aramıştı, ayıp etmeyim, hatır ediyim diyorum :) onunla ne zaman konuşsam kikir kikir gülüyorum, terapi gibi geliyor..


son aşamadan sonra bu işi profesyonelliğe dök gülçin diyor -hayır, bu sadece benim için bir hobi, evliyanın başından bit ayağından it eksik olmazmış hocam, bir o eksik kalsın derken gülümsüyorum..hoş bir sohbetin ardından, ziyaretçilerim buyur ediyor, telefonlar susmuyor, üstelik bir kaç yere uğramam lazım yaptığım işleri teslim etmem gerekiyor, ziyareti kısa kesiyor anlayışlı arkadaşlarım palas pandıras çıkıyorum..
Yıllar evvel çankırı caddesini ilk görüşüm...eski iş arkadaşlarımla, vergi dairesine uğruyoruz, fakat o civarları bilen biri değilim, kızlar bana şurası şudur, burda şu vardır derken arabanın içinden parmaklarıyla bir yer gösteriyorlar pencereleri mavi boyalı, gece kondu tarzı müstakil iki katlı, döküntü evler..bakıyorum saf saf anlamıyorum, gülüyorlar sonunda mavi pencerelerin manasını anlatıyorlar :Genel-ev
umumi..genel yani..gelenin geçenin uğrayacağı ev, her tür adamın hacet giderme mekanları..kader kadınlarının fahişe sıfatıyla yatakta işçi vazifesi gördüğü odalar, nedense bir hüzün kaplıyor yüreğimi, içim sızlıyor..aklıma 11 dakika adlı okuduğum kitap geliyor 15 yaşında isteyerek kızlığını kaybedip, avrupada fahişe olmanın nasıl bir yaşantı olduğunu anlatıyor..

Sonra seyrek zamanlarda yolum düştüğünde kafamı çevirip mavi pencereli evlere dikkat kesiliyorum, neler yaşanıyor az çok anlıyorsun ama nasıl hayatlar var bilmiyorsun, camlar da mavi boyanmış içerisi görünmese de, kırmızı gece lambasının ışığı yansıyor gündüzün yüzüne..bir kaç zaman sonra acaip giyimli kadınlar görüyorum, o civarın tipsiz kılıksız adam yerine koymadığın bıyıklıları,  kürdanlarıyla kadınları süzerken anlık gözlerim kayıp geçiyor, haksızlık bu diyorum, kadına et parçası olarak bakmak ne aciz bir düşünce..Ön yargılarımız olmasa eminim bizler gerçek insan parçaları gibi yeryüzünde melekler olabilirdik..içki sigara ter kokuları içerisinde renkli ışıklar altında ölümle nefes alma arasında bir hayat..arasatta kalınmış bir dünya..ayıplama gibi bir düşüncem hiç olmadı, sadece buruk bir his taşıyorum..sonunda İ. melih efendisi bir gün mavi pencereli evleri yıktırıyor, şehrin içinde Genel bir ev olamazmış,  birilerinin yaptığı gibi perde arkası yapmadığınız kalmaz, sizden de âlâ müslüman olmaz..

Epey sonra, gazetenin ankara ekinde yıkılmış o evleri görüyorum, kadınlar yol kenarlarında tarla ortalarında örümcek yavruları gibi dağılmış, işlerini görmeye devam ediyorlar,böylesi dahamı iyi oldu gökçek holding?  halk elbette rahatsız, normal çünkü olmaması gereken bir durum, neymiş  genel-evi şehrin dışına taşıyacakmış, neden melih efendisi ?
fuhuş şehir içinde olunca gusül abdesti aldıramıyormusun başkente? ahlaksızlık mı oluyor, toplumun genel- ahlakı bir genel-ev yüzünden mi bozuluyor :) gülüyorum..
içimden diyorumki; yaa neyse demeyim şimdi dava konusu olurum, neme lazım !!
bu gün mecburen arabayla çankırı caddesinden geçiyorum, gözüm mavi pencereli evlerin olduğu yerde..
virane olmuş tümsekliğe bakıyorum, üzgünüm evsiz kalan  hayat kadınları için..
 onlar gerçek  hayatın kadınları, üç kuruşa bedenini istesede istemesede sunmak zorunda olduğu bir işin işçileri..hancı gibi yolcu ağırlama bu olsa gerek diyorum..
Ofise giriyorum saat 16.30 Türk kahvesi vaktim, sigaramı yakıyorum,
müzik kutumdan, seçtiğim şarkıyı dinliyorum 'kan revan içindeyim'
hayat kadınları için..