music

21 Mayıs 2012 Pazartesi

mustafa kemal ve latife 8.bölüm


Uşak kapıyı arkasından kapatmayı unutunca odayı serin bir hava doldurdu. Uşağın arkasından baktı. Saat kaçtı acaba? Saatine baktı gece yarısı olmuştu. Hayır hayır şimdi rezalet çıkarmak olmazdı. Ama bunu o terbiyesiz küçükhanımın yanına koymayacaktı. Bundan dolayı kurmayları da burada kalamazlardı. O takdirde nereye gidecekti? Sabaha kadar esir mi olacaktı? Hayır, yatmayacak ve bu eve ait yastığı bir gece için bile kullanmayacaktı. Bir oh çekti. Çok sinirlenmişti. Lamba ışığına karışan sert profili hareketsizdi. Geceyi bahçedeki taş sıra üzerinde geçirip, şafak sökerken kalkıp hiç laf etmeden subaylarla buradan gitmeyi de düşündü. Evet bu kadının kaprisleri, nezaket dışı hareketleri arasında bir günü bile geçirmeye artık dayanamazdı. Arkasında o fırtınalı denizden gelen serin bir soluk gibi uzanan rüzgarı hissetti.



AMA YA HASTA OLURSA
Tam gelişmeler hakkında karar verme eşiğine gelmişken, şu sıra soğuk alıp hasta olursa... Böbreği yüzünden çok çekmişti. Özellikle Kuzey Filistin'deki savaşları yataktan idare ettiğini anımsadı. Şimdi de bu rahatsızlık tekrarlayabilirdi, bahçedeki banka aceleyle yatıp, daha da serin olacak geceyi burada geçirip, üşütmeyi ne için göze alacaktı, ne için? Bu kadın onun üstünde biriymiş gibi emir verdiği için mi geceyi orada geçirecekti? Hem kimdi bu kadın? Görünüşe göre, Fransa'da aşırı modernlikle şişirilmiş ve her isteği her zaman yerine getirilen şımarık bir kadın mıydı? Pencerenin yanında, arkadan gelen serin rüzgara arkası dönük olarak düşünürken birden kendisini güçsüz hissetti. Bu durumda gidemez, ama bu kadınla yüz yüze de gelemezdi. Çünkü o emirleri verip ortadan kaybolmuştu. Yatmak istemiyordu. Çocukluk döneminde bazı öç alma olayları olurdu ve isteğini yerine getirmediler mi yemek yemez veya şimdiki gibi yatmaz, uykulu olarak üşüyerek dururdu. Peki şimdi ortalıkta görülmeyen kadının, katı tutumuna karşı meydan mı okuyacak, yoksa küsecek miydi? Kimdi o? İnatçı bir çocuk? Yine içinden bir titreme geldi. Etrafına bakındı. Sevdiği çiçeklerden yapılmış çok büyük üç demet çiçeği ancak şimdi fark etti. Daha derinden bir nefes aldı odayı tatlı, güzel bir koku kaplamıştı. Halbuki o bu kokuyu rüzgarın getirdiğini sanmıştı. Kokladığı zaman insanın içinde belli hisler uyandıran bu çiçekleri onun sevdiğini kim biliyordu? Ve... Evet anlamıştı. Bu tatlı koku öylece yanında uzanan üç vazodaki çiçeklerin kokusu idi. Biraz hafifledi ve gülümsedi.

HEYECANLANMIŞTI
Gizli bir heyecandan kendini kurtardı. Gerçekten bu çiçek kokusu, o kokunun aynısıydı. Başka bir koku değildi. Hayret, şimdiye kadar onun farkına varmamıştı. Odada şöyle bir gezindi. İlginçti, ama odanın her uzak yerinde bile bir esinti vardı. O bir sap çiçeğin çıkardığı koku. Esintinin etkisi ile vazodaki çiçekte yastığın üzerine gelmiş olabilirdi. Veya acaba bunu birisi mi yaptı? O bir sap çiçeğe doğru eğildi, böyle etkileyici bir hoş kokuya hiç rastlamamıştı. Bu harika bir çiçekti. Gerçekten çok şaşırtıcı bir durumdu. Çünkü tam o çiçeği oraya nasıl getirmişlerdi, rastlantı olarak tamamen başka bir çiçeği de getirebilirlerdi. Evet bu bir rastlantı idi diye düşündü. Yatağın önünde durdu. O'nu adeta çağıran yastıklara hasretle baktı. Hayır, hayır bu evde asla yatmayacaktı. Bu arada aklına bir fikir geldi. Peki, o halde göğsünde o resmi neden taşıyor? Ve neden dedi ki... Kemal bir demet çiçeği kendine doğru çekip yatağın ucuna ilişti.