music

22 Mayıs 2012 Salı

mustafa kemal ve latife 12.bölüm


Kemal kendini artık galip sayıp, daha sert ve tamamen emir verir bir ses tonu ile cevap verdi.
- Yegane aşkım olarak benimle geliyorsun. Dünyada en değer verdiğim kişi olarak, diye fısıldadı. Aynı anda Fikriye Hanım'ın gülümseyen yüzü yağan yağmurun taneleri arasında canlandı. Çankaya'da bıraktığı kadının bir an uzaklardan onu çağıran, seven ve ağlayan gözlerini görür gibi oldu.


- Dünyada benim için herşeyden önce sen varsın. Latife söylenenleri sakin sakin dinliyordu. Kollarını öne doğru uzattı, parmaklarının Gazi'nin ceketine değerek tehlikeli olabilecek bir tarzda yaklaştığını düşünerek erkeği ileri doğru itti.
- Geliyor musun? Evet benimle geliyor musun? Üç gün sonra hareket ediyoruz. İyi mi?
- Ne zaman nikahımız kıyılacak?
- Bak Latife, ben kendi kendime yemin ettim. Özel yaşamımı önemli hedeflerime ulaşmadan değiştirmeyeceğime yemin ettim. Düşmanlarla barış anlaşması yapıncaya kadar, Türkiye'nin bağımsız bir devlet yaşamını garantiye almadan evlenmeyi düşünmüyorum. Barış artık yolda, geliyor ve siz de aynı yolda eşim olmak için geliyorsunuz.
- O zamana dek bekleyecek miyiz?
- Hayır, hayır beklemek istemiyorum. Ne diye bekleyelim? Şimdiye kadar hiçbir kadına nasip olmadığı kadar sana tapıyorken niye bekleyelim? Bunları söyledi ve sarılmak istediyse de Latife geri çekildi.
- Bakınız ben sizi çoktan beri seviyorum. Bunu biliyorsunuz, bunu hissediyorsunuz. Kemal'in yaklaşan dudaklarına karşı Latife geri çekildi ve Gazi onun yalnız elini tutabildi.
- Sevgilim!..
- Hayır, şimdi dinle. Ben de metres olmamaya yemin ettim. Sınırsız olarak seviyorum fakat metresin olmayacağım, yalnız karın olacağım. Affedersin bunları samimiyetle söylüyorum.
- Eğer olaylar sizin eşim olmayacağınız biçiminde gelişirse? Biliyorsunuz ben kendi başına buyruk değilim. Bir Trabzonlu köylü gibi canı nasıl isterse öyle yaşar, durumda değilim. Ve eğer benim eşim olamazsanız o zaman ne olacak Latife?
- O zaman kimsenin karısı olmayacağım, metresi de olmayacağım. Buna yemin ederim. Kemal irkilerek kıza baktı. Bu yemin, bu kararlılık ve karşı gelmedeki azimli ses tonu yenilmezlik işareti olabilir miydi? O genç, kuvvetli erkek, zafer kazanmış, yurt çapında saygın bir kumandan olmasına rağmen, sanki zayıf, biçare, beceriksiz biriymiş gibi, şu bahçe sırasının yan tarafında oturan, kendisine aşık olan, kalbi onun aşk ateşi ile yanan bu kıza haftalar sonra kendisini kabul ettirememiş miydi? Hayır, hayır bu mümkün değildi. Sonra kızı kendine doğru çekti, başını kaldırıp dudaklarından öpmek istedi. Latife onun elleri arasından kayarak ayağa kalktı. Kemal'in önünde durdu. Yüzünü bulutlar tarafına kaldırmasıyla birlikte yağmur damlaları ağzına düşmeye başladı. Sonra yavaşça yüzünü öne eğerek titreyen bir sesle sordu.
- Ne zaman Bursa'ya hareket edeceksiniz?
- Üç gün sonra Latife...
- İyi akşamlar...
Hemen döndü, koşarak uzaklaştı. Gittikçe artan yağmur damlaları perdesi arkasında kayboldu. Kemal şaşırmış olarak arkasından baktı. Gözden kaybolunca rüzgarın ters yönden esmesi nedeni ile yağmurdan yüzünün tamamen ıslandığının farkına vardı. Gitme zamanı geldi diye düşündü. O halde neden üç gün daha bekleyecekti? Bu üç günlük gecikmeyi söylemesinin nedeni ne olabilirdi? Bu gece bile hareket edebilir ve yarın Bursa'da olurdu. Ama yapılacak müzakerelerde serinkanlı, iyi niyetli, yorgun olmayan bir kafa ile hazır bulunması belki daha iyi olacaktı. İyi de bu kızın kaçışı ile başarılı olamazdı. Aksi durumda olay aslında onu ilgilendirmiyordu. Ben fazla bir şey istemedim diye düşündü. Eğer istemiş olsaydım... Bu önemsiz bir flört idi. Bu önemsiz bir flörttü diye aklından tekrar geçirdi. Sonra yağmur altında koşarak terastan geçip odasına gitti. Ve o gece kurmayları ile yola çıktı.