music

23 Mayıs 2012 Çarşamba

mustafa kemal ve latife 14.bölüm


Bulgar kızın bir şey söylemeden rahatlatıcı bir tebessümle onun da sevdiğini ima etmesinden bir saat sonra, narin Bulgar subaylarıyla dansa gitmesi doğru muydu? Hayır boş vakitleri bol olan şehir delikanlıları gibi şatafatlı fakat değersiz laflarla süslü o "seni seviyorum" sözünü söylemeye asla niyeti yoktu. Şüphesiz böyle durumu izleyen birbiri ardından akıp gelen sözleri söyledikten sonraki sessizlik belki ne denmek istendiği gerçeğini açığa çıkarabiliyordu. Fakat herhalde o kıza kıvırcık saçlarının güzelliği, siyah gözlerinin parlaklığı, etrafında uçuşan kelebekler gibi söylenen sözcüklerin söylenmesi gerekiyordu. Ona bir sözcük yeterli değildi. O dansetmeye gider, Bulgar subaylarla briç oynardı. Bu tek sözcük kalpten çıkan aşk alevi olsa da onun üzerine oksijeni serperek söndürmek olasıydı. Ama o çok başkaydı.



ŞİMDİ BARIŞ ZAMANI
Latife ise samimiyetle seni seviyorum demişti ve ilave etmişti: "Bak ben sana aşığım, biliyorsun seni sevdiğimi anla sevgilim" diye cevap vermişti. Latife'nin elini tutmuş bu el ipek mi, kar mı idi? Bu el tertemiz bir kalp mi idi? İşte artık buraya kadar fazlasını söylemeye gerek yoktu. Elbette şimdi hemen başlamalı idi. Ama yine Türkiye'yi yeniden inşa etmesi gerektiğini hemen anımsadı. İsmet Paşa Mudanya'da barış anlaşmasını imzaladı. Vahdettin artık yalnız halife idi, onun padişahlığı sona ermişti. Osmanlı'nın hükümdarlığı ulusun egemenliğine dönüşmüştü. Şimdi hızla ve büyük bir gayretle işe başlamak gerekiyordu. Eğer insan başkalarının yaşamı ile ilgilenmek isterse kendisi ile ilgilenmeyi düşünmesi doğru olmazdı. Fakat eğer buna karşı engel yoksa, bilincimizde yaşayan bu kavuşma isteğinin yerine getirilmesine neden mani olmalı? O halde evet o halde memleketin yararına olarak en basit biçimde öfkeyi bir kenara bırakıp insanın özlemlerini yerine getirmesi doğru olacaktır. Latife'nin elini tutmalı... Evet Latife'nin elini tuttuğu zaman, cildine el değdiği zaman güzel bir koku geliyordu.

İZMİR'E GİDECEĞİM!
Şimdi artık hiçbir şey düşünmüyor tembel bir tarzda başı yastıkta duruyor, kalbi de sakin sakin çarpıyordu. Savaş artık geride kaldı. Şimdi yurt ve kadın meseleleri önde geliyordu. Bunları düşünmek insana mutluluk veriyordu. Bahçeden ve şehirden uzakta sıra tepelerin ardında güneş şimdi gökte altın yassı bir küre gibi gözüküyordu. Bulutların kenarları üzerlerine vuran ışıklarla parlıyordu. Kemal, ışıldayan gözlerle, kırmızı, mor, gül kurusu, sarı, esmer ve altın renklere bakıyordu. Tam o sırada ani bir hareketle irkiliyor ve sesi evde çınlıyordu.
- Yola çıkacağım! Ve sesi yüksek sesle emir verircesine devam ediyordu.
- Gideceğim!
Buna karşı gelinemezdi. Annesi de, başka bir kadın da olsa, onu hiç kimse durduramazdı. Hiçbir renk, hiçbir ağaç, hiçbir gün doğuşu onu durduramazdı. Bir resmi kabul, bir nikah, bir karar onu durduramazdı. Evet ne başka birşey, ne de kendisi artık kendini durduramazdı. Yaşayan veya ölü herhangi bir varlıkta durduramazdı onu. Bu bakımdan hiç kimse onun emrine karşı gelemezdi.
- İzmir'e gidiyorum ve bir saat sonra tren kalkmalı...
Bir kadın sesi bu karara karşı araya giriverdi.
- Neden?
Sonra bir sessizlik oldu. Daha sonra öksüren ve güçsüz kadın vücudunu zorla taşıyan ayaklar ilerledi ve diğer odalarda da işitilen seyahat haberinin duyulduğu yere kadar kadın sendeleyerek ulaştı. Aynı gün öğleden sonra İzmir'de Latife'nin odasına da, deniz tarafında artık gün batımında yağmur damlaları pencereye tempolu bir şekilde vuruyordu. Karşılıklı sözcükler havalarda uçuştu ve böylece aralarındaki belirsizlik de aydınlığa kavuştu. Kemal odaya girdi ve Latife'nin elini tutarak sordu.
- Biliyor musun neden geldim? Sanki birdenbire gelen bir selden kaçarcasına çok çabuk bir cevap oldu.
- Çünkü benim sevdiğimi hissettin.
- Latife içindeki ateşle çevremdeki hava yanıyor, aşk ateşi bu...
- Hayır o benim kalbimin ateşi...
- Nerede olsam ne yapsam, nereye gitsem, seni hep yanımda hissettim.
- Çünkü sürekli senin yanında idim.
- Ayrılmaz biçimde kalbimde yaşadığını hissettim.
- Çünkü orada gönlünde yaşıyorum.
- Seni düşünmemek ve senden ayrılmak bile aklıma geldi, ama başaramadım. Latife!..
- Çünkü ben seninle kaynaşmıştım.
- Ben de boşuna demedim.
- Talih bizi ayrılmamak üzere birleştiriyor.

YOL BİTTİ ARTIK
Kız iç çekti ve gözlerinde yaş vardı veya kalbinin karanlıklarından gelen bir önsezi vardı içinde. Bu iç çekme bir anda bitti ve sessizlikten sonra sözcükler onların önüne geçemeyecekleri bir fırtınanın içindeki kar taneleri gibi uçuştular. Konuşmalar yeniden aceleleri varmış gibi sürmeye başladı. Kemal hararetli bir tarzda şöyle dedi:
- Hayır, hayır Latife artık vakit geldi. Yol bitti sen ve ben yalnız iki kişiyiz anlıyor musun?
Kız heyecanla iç çekerek:
- Seni seviyorum dedi.
Kemal kızdan elini çekti ve fısıldayarak:
- Gel, dedi.
Latife içinden gelen yüksek bir sesle
- Nereye, nereye? Diye sordu:
- Çabuk gel, haydi gel!
- Söyler misiniz nereye gidiyoruz?
- Bu akşam evet bu akşam benim karım olman için imama gideceğiz.