music

12 Şubat 2012 Pazar

hastane hikayeleri


hastaneler adliye koridorları gibi bir yığın hikayelerle dolu..her türlü yüz ifadelerinin ışık hızıyla gelip geçtiği bir binanın içinde; bir dolu hikayeler gözlemledim..çoğunlukla gözyaşı ve beklemenin verdiği yorgunluk var, bazende komik durumlar..etlik ihtisas hastanesiyle 2012'nin ilk gününde tanıştım, oysa burnumun dibindeki hastaneden bi habermişim..önceleri panik ve üzüntü dolu bir ruhla beklemeyi öğrenirken, alıştığın vakit etrafına bakma gereksinimi hissediyorsun..mesela iki hastabakıcının şirinlikleri, meraklı bakışlarıyla-abla sen nerelisin buranın insanı değilsin demeleri :) buranın insanı nasıl olur diye sorduğumda -ne biliyim abla değişiksin işte :) değişik? nasıl diye düşünüyorum ama cevabı bulamadım.Bir köşede karı koca birbirlerine sinmiş, kadın eşinin omuzlarında ağlarken düşünyorum-ne güzel bir sevginin dayanışması bu. tabi olay üzücü olsada gördüğüm manzara bana -aşk'ı hatırlatıyor, düşünüyorum.. -aşk-ı gülçin :) gülçin hiç aşk'a inanmadı..bilir bir yerlerde vardır..ama yürek katılaşınca unutuyor insan hayat telaşında..su içiyor sürekli ve gözyaşı döküyor o anne..baba kızıl ötesi, çilli bıyıklı sıradan bir adam.birden ona doğru dönüp soruyorum-sen yemek yedin mi, adam şikayet eder gibi- hiç bir şey yemedi..ses tonum keskinleşiyor-bana bak sen böyle olumsuzluğu çekiyorsun ağlayarak kendine çeki düzen verip birşeyler yemezsen ne kendine, ne de kızına faydalı olamazsın.kadın yüzüme bakıyor-kalk git yüzünü yıka hadi bakıyım diye emir veriyorum..yahu ben kimim de kime hükmediyorum :) ama ağlamamalı, güçlü olmalı o kadın..övünmeyi hiç bir zaman sevmedim ama benim hikayemde puro içen armatör babanın şımarık kızı yoktu..tırmalayan bir kül kedisinin ayakları üzerinde durması ve o ayakların nasır bağlaması vardı,ve halende öyle..bu yüzden sevdiğim bir yanım var-Ben Çok Güçlü olduğumu biliyorum.öğrendiğim günden bu yana gözyaşlarını unutmuşum..kadın cidden küçük bir kız çocuğu gibi sözümü dinliyor..ertesi gün yine yoğun bakımın kapısında, kaderleri farklı, birbirlerinin yüzlerine aşina olmuş insanlarız..-gel diyorum o kadına..geliyor kuzu gibi..-sana yardım etmemi istermisin? -nasıl diyor..20 yaşındaki kızı merve'nin beyninde lekeler varmış insanların yüzündeki ben'ler gibi ve hafızasını yitirmesine neden oluyormuş bu lekeler, bana öyle anlatıyor hiç bir fikrim yok.-tamam diyorum beni yoğun bakıma sok :) -ne yapacaksın? haklı tabi ne yapacağım? onları bile zar zor alırlarken ben ne hadle girebilirim..ama giriyorum :) saklı gizli, bir kedi gibi sessiz, korkak bir çocuk gibi ürkerek..merveyi görüyorum makineye bağlamışlar boğazından içine giren hortumdan bi haber uyutuluyor, başındayım öylece masumiyetine bakıyorum annesi durumu ağır demişti-merve ben gülçin, annenle dün tanıştık senin çok güçlü bir kız olduğunu söyledi sanırım biraz pozitif enerjiye ihtiyacın varmış sana onu vermeye geldim diyorum gülümseyerek..biraz enerji gönderimi yapıyorum 5 dakika geçmeden hemşirenin biri küçük bir fare görmüşcesine telaşla yanıma geliyor, o bir şey demeden cevaplıyorum ama anlamıyor yaptığım şeyi..oysa amerikada hastanelerde benim gibi çalışanlar var, mutlaka herkez bilecek diye bir kaide yok, anlatmaya çalışıyorum, anlamıyor,o demeden ben yolumu biliyorum,nezaket çerçevesinde çıkıyorum, çıkmadan gözüm kalp atışlarına kayıyor-110 dan 102'ye inmiş :) mutluyum..o günden bu güne merve'yi haftada bir kez ziyaret ediyorum, ona yapmam gerekeni yapıyorum, annesi sürekli beni arıyor,gelmemi istiyor ama zaten bir yolum hastane..babamı kurtaran doktorlara bakıyorum :) biri cidden 657 li devlet memuru gibi kimse inanmaz onun doktor olabileceğine pos bıyık orta boy standart kalıp bir turkish men :) biliyor musunuz babamı kurtaran iki doktor muhteşemler işte onlardan biri pos bıyık, çevresiyle oldukça ilgisiz ama sorduğun her soruya içtenlikle yanıt verebilecek kadar düzgün, yani burnu kaf dağında olan asistanlardan değil, aslında o asistan değil  sıfatlardan anlamıyorum bir diğeri asistanmış kirpikleri güzel çocuk.. mesleğimi soracak kadar merakında kaldığımı anladığım an dikkatini neyin çektiğini düşündüm, hastabakıcıların dediği gibi sen buranın insanı değilsin derken hastane insanı gibi mi değilim diye düşündüm cevabı bulamadım..benim en çok dikkatimi çeken doktora gelince, ben onu birine benzetiyorum ama bir türlü çıkaramadım, babama ait her ne varsa bütün bilgiyi ondan öğrendim, itiraf etmeliyimki; insan..ses tonu ve bakışları farklı..bir kaç gün sonra biranlık ona bakışımda bir şey fark ettim içimden -bu adam çok duygusal ama mutsuz diye düşünmüştüm..öğrendimki; kitapları var, internetten siparişlerini verdim okumam gereken bir kaç kitap daha vardı, ve bir hafta sonra kargom geldi 2 günde okuyup bitirdim, burada önemli olan hızlı bir şekilde okuyup bitirmek değil, anlayabilmek mühim olan..şiir'i seven bir kalp ustası, aşık bir adam, tutkulu bir insan..mutsuz..evet mutsuz, yorgun neden bilmiyorum bir yanım buruk..o ankarayı sevmiyor derken içim sızlıyor..buraya ait olmadığını düşünüyor, romantik adam..sanki burası onun sürgün yeri, o ise ömür boyu hapse mahkum olmuş bir esir.. oysa hayat devam ediyor..mutluluğun kapısı çalınırken kimin açacağı hiç belli olmuyor..doktorlarında hayat hikayelerini az çok çözmeye çalışıyorum onlarında dramları var kendi içlerinde..bar veya gazino şarkıcıları değilken aksine gözyaşının mutsuzluğun ve yüzleri düşmüş bir dolu insanın içinden geçen beyaz gömleklilerin değişik hayatları saklı yüreklerinde..-ben çok mutsuzum diyerek bakan gözlerin ardından düşünüyorum; terzi kendi söküğünü dikemezmiş, bir kalp ustası nasıl tamir edebilir kırık ve hassas yüreğini..büyülü bir dünya düşlüyorum..gökyüzündeki yıldızlar dan birini çekip avucuna hediye edebilir miyim? biri bana biri sana biri de anlatana ;) iki yıldızım var..mutsuzluğa inat hediyem olsun, bu gece yukarıda işte o çok sevdiğim şarkıyı hediye ediyorum hüzünlü, hassas aşk adamına ve pos bıyığa iyi geceler ;)