music

9 Temmuz 2012 Pazartesi

ebediyete kadar..



Heybeliada’daki Deniz Okulu’ndan mezun olan İsmail
Türe, kendi gibi Gelibolulu olan bir genç kıza
kaptırır gönlünü. İki sevgili parmaklarına nişan
yüzüğü taksalar da, birbirlerini çok seyrek
görmektedirler. İsmail Türe denizaltıda muhabere
subayı olarak görevlidir çünkü. Üsteğmenin aklına
harika bir fikir gelir; nişanlısına ışıklı mors
alfabesini öğretecek, Çanakkale’den geçiş yapacakları
geceyi planlı olduğu için önceden bildirecek ve
böylelikle haberleşeceklerdir.



Boğazı yüzeyden geçmekte olan denizaltınn kulesindeki
denizciler sigara içmekte, sohbet etmektedirler.
Aralarından birinin heyecanlı olduğu her halinden
belli olmaktadır. Gelibolu kıyılarına geldiklerinde,
karanlık içindeki evlerden birinden bir el fenerinin
yanıp söndüğü görülür: “Seni seviyorum…” Arkadaşları
gülümseyerek İsmail Türe’ye bakarken, genç aşık
elindeki fenerle sevgilisine karşılık vermektedir…

Bu olaydan sonra iki sevgilinin aşkı düşmez olur
denizaltıcıların dillerinden. Herkes, haberleşmek için
kurulan ışık yolunu konuşur. Arkadaşları “Evlen artık
şu kızla da, buradan her geçişimizde selamlaşmayı
bırak artık” diye takılırlar İsmail Türe’ye.
Denizaltının üstünün ve altının bir olduğu yağmurlu
günlerde bile, Çanakkale Boğazın’dan geçilirken,
elindeki fenerle aşk nöbeti tutan yakışıklı denizci
gözünü bir an olsun ayırmaz Gelibolu kıyılarından.

Yine bir gün, yirmi yedi yaşındaki Üsteğmen,
Çanakkale’den geçecekleri gün ve saati, denizaltının
uğradığı bir limandan haber verir nişanlısına. Ege
Denizi’nden Boğaz’a giriş yapacaklarını, en öndeki
denizaltının kulesinde olacağını bildirir. Genç kızın
gözüne her zaman olduğu gibi, o gece de uyku girmez.
Büyük bir sabırla pencerenin önünde oturmakta ve
gözünü hiç kırpmadan denize bakmaktadır. Fenerine yeni
pil almış olsa da, arada bir yanıp yanmadığını kontrol
eder yine de…

Birden, dev bir karartı belirir suyun üstünde.
Güneyden gelen bir denizaltı, penceresinin görüş
sahasına girmiştir. Genç kız pencereyi açar ve gecenin
karanlığına uzattığı elleriyle feneri yakıp söndürür.
“Seni seviyorum…”

Kulede bulunan denizaltının komutanı Bahri Kunt
işareti görünce gülümser: “Hay Allah, bu kız
denizaltıları şaşırdı. Nişanlısının denizaltısı bizim
önümüzdeydi…” Bir anlık tereddütten sonra Birinci
İnönü denizaltısının komutanı Bahri Kunt, yanıt
gönderilmezse genç kızın telaşlanacağını düşünerek,
karşılık verilmesini emreder. Yanındakilerin “Ne
diyelim komutanım?” diye sorması üzerine de şunları
söyler: “Ebediyete kadar…”

O gece Üsteğmen İsmail Türe’nin görev yaptığı
Dumlupınar, Çanakkale Boğazı’na giriş yapan ilk
denizaltı olmuştur. Ama, Gelibolu kıyılarına gelmeden
Nara Burnu açıklarında İsveç bandıralı “Naboland” adlı
gemi tarafından çiğnenmekten kaçamamış ve yaralı bir
balina gibi acı dolu sesler çıkararak, Çanakkale’nin
karanlık sularında kaybolmuştur. Her şey birkaç dakika
içinde gerçekleştiğinden, arkadan gelmekte olan
Birinci İnönü denizaltısı Dumlupınar’a çarpan geminin
yanından habersizce geçerek, Gelibolu’ya ulaşan ilk
denizaltı olur.

Genç kız, nişanlısından haber almanın huzuru içinde
başını yastığa koyduğunda, genç denizci çoktan
dalmıştır “ebediyete kadar” sürecek olan uykusuna!…