music

27 Aralık 2012 Perşembe

selamlar..


2 haftalık bir ayrılıktan sonra iyi geceler dostlar..
bloğumu ve sizleri çok özledim, kahvemi ve sigaramı yanıma aldım ama sizleri de unutmadım yukarıda sanal ikramımdır kabul buyurunus efenim ;)


Artık mutlu bir kaldırım mühendisi olduğumu bildirmek isterim, işssizlik ne kadar keyiflidir bilemiyorum ne diyosun sen diyen olursa :) kusura bakmasınlar ömrümün büyük bölümü afedersiniz öküz gibi okumakla kalan diğer büyük bir bölümü de çalışarak geçtiği için arada kalan kısımlara uyduruktan tatil dersem ki öyle oldu aklım işte kaldı yok oldumu olmadımı yaptımmı yapmadımmı derdinden kendimi kaybettiğimden ruhumu bulma yolculuğuna giriyorum...Reiki'mi kaldığım yerden yapmaya başladım bir kaç hafta sonra kara kalem kursuma ve güzel hocama kavuşacağım çok zor zamanlarımın ardından bu bana mükemmel bir ödül olacak ve ben bunları fazlasıyla hak ettiğime inanıyorum. 


Bu süreç içinde ulusun bilinmedik yerlerine gittim mesela Hamamönü'ne..mesela çıkrıkçılar yokuşuna, samanpazarı'na hamamönü'nü gezerken tesadüf eseri karşıma çıkan Tacettin dergahına Mehmet Akif Ersoy'un Ankara'daki evi'ne ki bu gün ölüm yıldönümü olduğunuda takvim yaprağını okurken öğrendim evini ziyaret ederken Muhsin Yazıcıoğlu'nun kabrini ziyaret etmiş bulundum mekanları cennet olsun dilerim..
Hamamönü'ne ilkkez gittiğim için eski halini hiç bilmem arkadaşlarım anlatır fakat yeni hali muhteşem diyebilirim adımlarımı attığım andan itibaren çok farklı bir atmosferin içine girdiğimi hissettim daracık sokaklar karşılıklı kafeler ve restoranlar karşılıyor insanı, ardından akardeon sesini duyuyorsun canlı canlı 45-50 yaşındaki hanım ablamız bize hoşgeldin ederken mis gibi taze kahve kokusu sarıyor her yanı; etraf kış kıyamet olsada cıvıl cıvıl gençler, yaşlılar, benim gibi ortaçağ yaşlıları gelip geçiyor yanımızdan.. sağlı sollu kafe kapıları çiçeklerle donatılmış, macun satanlar, bozacılar, salepçiler başlarındaki fes, giydikleri ankara seymen kıyafetleriyle selam veriyorlar ve o arada siz farkına varmadan gülümserken birde üstüne mükellef bir kahvaltı önünüze karanfilli çaylarla birlikte gelince dünyanın en keyifli en güzel günlerinden birini yaşıyorsunuz :)  çıkarken -ya ben bir daha gelmek istiyorum diye aklınız da arkada kalmış oluyor..
Ve elimde Murathan Mungan'ın -Yüksek Topuklar- kitabı..orta kısmındayım bitince kitabın konusunu anlatıyım istiyorum ama kısaca şöyle diyebilirim acaip güzel bir kitap.. çoğu yerinde -aaa yahu bu kadın tipi sanki ben gibi, aynı şeyleri mi düşünüyoruz ne? diye içinizden geçip giden düşünceleri dile getirmiş Murat abimiz; kimi yerlerini çok ciddi okurken bir anda bir kahkaha patlatıyorsunuz dönüp aynı cümleyi bir daha okuyorsunuz -şuna bak yaa küfür etmiş ettiği küfürü kitabına sığdırmış diyorsunuz ve Tuğde adında 5 yaşında büyümüşte küçülmüş ecit mecit cinsinden kızın erkekleri tavlama hallerine hayretler ederek okumaya devam ediyorsunuz falan filan...bi bitsin bakalım neticesiyle konunun özünü anlatırım..
Ee şimdilik bu kadar olsun, siz bunları okurken ben blog dostlarımı ziyarette olacağım, şimdilik kendinize aklınıza ruhunuza iyi bakın, bol keyifli geceler ve günler dilerim, byyy ;)