music

1 Ekim 2012 Pazartesi

yol arkadaşım-3


O gün....
18 yaşıma giriyordum..ben aybala..fakirden az iyi bir ailenin kızı..
Öyle bir yağmur hiç bir zaman yağmamıştı, pencerelerden içeri akan suları eskiyen atlet yırtıklarıyla kapattım annem komşuya gitmişti aycan okuldaydı adnanda arkadaşı ömerin evine oyun oynamaya gitmişti, içimdeki hüznün adını koyamamıştım herşeyimiz sıkıntılı bir dünyanın içinde hapsolmuştu ama herşey..
Hala altımı ıslatan bir genç kızdım halaaaa, utancımın ne kadar büyümüş olduğunu düşünebilir misiniz? Nasrettin hoca ne demiş -bana damdan düşeni getirin, halimi ancak o anlar..Gizli utancımın çaresini annem hiç bir zaman bulamadı ne kara sakızlar ne doktorlar nede yakılar, hiç bir şey kafi gelmedi..


Yağmurun şiddeti gök gürültüsü kadar artmıştı, dışarı baktığımda şimşeklerin ışığı evin içini bir aydınlatıyor bir kapkara yapıyordu, yattığım divanın önündeki pencereden kendim için ilkkez içten ama çok içten bir dilekte bulunurken o yağmurlar kadar ağlıyordum, içimi çeke çeke, acı acı. Rabbimle en sevdiğim dostummuş gibi konuşuyordum -Allahım gördünmü her gece çektiğim acılarımı, gördünmü göz yaşlarımı, başımı kaldırıp çamaşır ipine bakamayışımı, anneme yüzümün olmayışını gördünmü, niye bu derdi verdin bana Ya Rabbim ne yaptımki , sana? her gece altımı ıslatmaktan annemde yıkamaktan yoruldu, eğer kurtulamayacaksam canımı al çünkü utancım yarattığın gökyüzü kadar büyük, sana inanıyorum seni seviyorum bir tek sana anlatabilirim kime deyim, nasıl anlatıyım, kim derdime çare olur senden başka...hıçkırıklarımın içine gömülmüş olarak kaç saat konuştum, kaç saat ağladım bilmiyorum sonunda rahatlamıştım, dert, akarsuyken okyanus oluyormuş meğer, hiç olmazsa beni bilen Rabbime anlatmak çözümü olmasa bile biraz olsun iyi gelmişti..

Akşam herkez etrafımda pastanın mumlarını üflerken bilemezdim bana verilecek en büyük hediyeyi..
Oyuncak hastalığı vardı, koca genç kız olsam bile vazgeçmedim bez bebeklerimden..birer ikişer aldığım oyuncaklar bile beni mutlu etmemişti, annem  bir mutfağa bir salona girip çıkmaktan bir şeyler götürüp getirmekten çırpınıyordu, yüzümde açan gül yoktu ve annem farkındaydı, bir annem farkındaydı üzüntümün ama onunda yapabileceği pek bir şey kalmamıştı...

Ertesi gün....daha ertesi...daha ertesi....
Bir daha altımı hiç ıslatmadım...Rabbim sessizce beni o gök gürültüsünün arasında duyup, dinlemişti..ben onun beni duymayacağını düşünmüştüm, gerçekten öyle düşünmüştüm..ama yanılmışım, doğum günümde aldığım en büyük hediyeyi bana veren Rabbime teşekkür etmem yetermiydi, yıllardır ona teşekkür ediyorum, şükretmesini öğrettiği için, onunla konuşmam gerektiğini anlamama yardım ettiği için..
Dilerim, benim gibi gizli acısı olan gençler bunları yaşamaz..eğer yaşıyorlarsa dua edip Rab ile konuşmalarını isterim, emin olun sizi mutlaka dinliyor ve görüyor olacak..

Alın yazımızın bizi alıp nerelerden nerelere götürebileceğinden habersiz yaşamaya devam ederiz, ama öyle anlar vardırki, yüreğimizle birlikte mezara girebilecek kadar önemli, değerli yada olumsuz olaylardır..
Kaderin çarkı dönmeye başlar, ve perdeler açılır hayatın orta oyuncularına..
Meddah'da sizsinizdir, oyuncuda..
hem anlatırsınz hem oynarsınız, işte bu kadar basittir hayatın adı...