music

2 Ekim 2012 Salı

yol arkadaşım-4


Yıllar önce annem babamın eline muhtaç olduğundan bir sabah okula gitmek için kapının eşiğinde ayakkabılarımı giyerken -kızım bana bir söz ver dedi, dönüp yüzüne şaşkın şaşkın baktım, anlamadım ne demek istediğini dışarıda bekleyen babama söylermiş meğer; -sen okuyacaksın ekmeğini eline alacaksın ve kocana asla muhtaç olmayacaksın dediğinde babamın aklı dank etmiş olmalı; cebini karıştırıp anneme para vermeyi akıl edebilmişti -bak gördünmü, ben sana bunu demesem baban bana iki ekmek parasını çok görecekti...Ev kadını ne demek işte o zaman anladım, evinin kadını ayrı bir lisan, ev kadını ayrı..
-söz dedim anneme, başkada bir cümle kuramadım..
Ve üniversiteyi kazandım annemin destekleri sayesinde; marmara üniversitesi iletişim fakültesi, radyo televizyon bölümü..İyide hangi parayla gidecektim hem hadi gittim nasıl okuyacaktım, nerede kalacaktım..


babam -mümkün değil seni okutmam hiç boşuna uğraşma derken iki gözüm iki çeşme ağlamaya başladım.
-kızım istanbulda ben kimseyi tanımam bilmem paramız seni okutmaya yetmez ablanımı evlendiriyim adnanı mı okutayım seni mi, yoksa evi mi geçindireyim? Orası doğruydu ama vakti zamanında annemin öğretmenlik yapmasına izin verseydi şimdi bu dediklerinin hiç biri sorun haline gelmeyecekti..çaresizliği kabul etmek üzereydimki anneannem köyden çıkıp geldi o akşam annem durumu anlatmış olmalı babamı karşısına alıp;
-evladım, kızımın önüne geçtin kusura bakma, torunuma engel olmada bari çocuk okusun biz elimizden geleni yaparız dayısı istanbulda nasılsa yanlarında kalır hem okulada yakınmış bu gün görüştüm memetle, adam gibi okur gelir deyince zorunlu olarak kabul etti.
Yurt için müracaat etmiştim ama dayımların yanında kalacaktım, sonunda ailecek geldik istanbula. Yengem çenesiyle herkezi idare eden değişik bir kadındı, dayımda ona boyun eğmiş zavallı bir adam, 3 çocukları var ikisi ilkokula gidiyordu, diğeri henüz 3 yaşında..
Okula başladım kızlar çok havalı, ben çirkin ördek yavrusu yengemin tabiriyle ay gibi olmuşum ama saçlarımı kestirmeli, uzun etek giymeliymişim, nasıl anlamsız şeyler varsa konuşuyor kendince. Biliyormusunuz benim 16 yaşıma kadar hiç pantolonum olmadı, şaşırmayın ne kot pantolonum oldu nede kumaş, bizimkiler almadı, bende olanlarla yetindim, ağzımı açıpta -bana onu bunu alın diye bu güne kadar kendim için hiç bir şey istemedim bu yüzden staj paramla kendime ilkkez pantolon aldığım gün aynanın karşısından da uzun süre ayrılmadım. O günden sonra sürekli pantolon giydim. Annem bana hiç kıyamazdıki ev işi yaptırsın ama el kızı sırf yanlarında kalıyorum diye gündelikçi gibi beni kullanmaya başladı, bir öğleden sonra okuldan geldiğim gün yengem telefonla talimat verdi -aybalacım şu bizim camlarıda bi elden geçirsen..kendimi çok kötü hissettim öksüz dilimi gibi yapayalnızdım, yapsam hora geçmeyecek, yapmasam daha hoyrat davranacak, aldım elime gazete kağıtlarını cam suyunu başladım çift camları silmeye 8.katta oturdukları için aşşağıya hiç bakmıyorum, bi ara yoruldum mutfağa gidip su içeyim derken telefon çaldı içimden -şimdide git yemeği yap diyecek diye geçirirken ahizedeki ses -kızııııım, yavrum nasılsın deyince kendimi öyle huzurlu hissettimki -bende cam siliyorum anne deyince kadın şaşırdı -ne camı evladım? -evin camları iştee...-neee sana iş mi yaptırıyor o kadın? -olsun anne yaparım, N'olacak sanki..-çabuk bırak elindekileri sen ordan aşşağı düşsen Allah korusun seni bana kim geri verecek haa? annem çok sinirlenmişti iki gün içinde babamla kütahyadan çıkıp dayımlara geldiler, yurda girebilmem için devreye torpilleri sokup, sonunda beni sağ sağlim yerleştirip gittiler. Yengem yüzüme hep eğri baktı dayımsa sanki siyasi suçluymuşum gibi dolaylı iğneleyip oturdu, ne zaman ziyaretlerine gitsem su bile içmeden çıkıp yurda geldim, anneannem söz vermişti okutacağım diye ama okul harçlarının dışında üç beş yardım edip çekildiler kenara.. gün geldi, ben hem okuyacaktım hemde çalışacaktım.
Hergün okul çıkışı çikolata fabrikasına gidip, sipariş formlarını girip, müşterilerin hesaplarını işledim, ayağımda ne çizmem nede bir botum vardı, fabrikanın içinde daracık bir odada küçük ısıtıcıyı ayaklarımın altına alarak yurt kapanma saati gelesiye kadar çalıştım, çalıştım...
Çalışmama sebep, aciz kalacağım bir  durumla karşı karşıya gelecektim;
Kış kıyamet, her her kar ve buzla kaplı, cebimde bir dolmuş param var eğer çarşıya inip anneannemden para alırsam yurtta yemek yiyebilirdim, son paramı verdim dolmuşa, normal bir ayakkabıyla yürüyerek anneanneme geldim, ayaklarımı hissetmiyordum, sırılsıklam olmuştu, çoraplarımı çıkarıp biraz kendime geldikten sonra; -annanne param kalmadı bana harçlık verebilir misin dememle, -kızım ben daha aylığımı almadım, bende de yok demesinmi; oysa adım gibi iyi bilirim annannem asla parasını çar çur etmez vara yoka harcamaz onun tabiriyle -bilerzik yapar otururdu. Vermek istemedi iki kuruşu, göğüslerinin arasındaki keseyi yoklayıp gözünü televizyona dikti..
Açmısın bile demedi, sessizce düştüm yollara...