music

5 Ekim 2012 Cuma

yol arkadaşım-7


İnsanlar bulutlara benzer; beyazı vardır, mavisi vardır, grisi, koyu grisi..
seç seçebilirsen kendine göre iyisini...O çok iyi dedikleriniz gün gelir düşmanlarınız olabilir, o halde insanlar hakkında net bir düşünce sergilemek doğru değildir; doğru olan, olduğu gibi olanı görebilmek; kısaca eleyebilmektir..
Öyle yaptım yıllarca insan eledim kum eler gibi, un eler gibi..hiç kolay olmadı, her giden bana ders verirken birde gördümki; benden de çok şeyler gitmiş...



Üniversiteyi binbir zorluklarla bitirip, yuvama döndüğümde, eski  ben değildim, kabuğum değişmişti sanki, daha dik durabilme gücüm vardı, onuru tanımıştım, duruşu tanımıştım, düşünceyi tanımıştım. Aycan mezun olduğum sene görücü usulü uçak mühendisi kerem enişteyle evlendi, ablam evcimendir, anlayışlıdır, yol yordam bilir. Bu kara gözlü narin kızın evin kapısından çıkarken adnan'ın kırmızı kuşağı bağlayışı içimi çok acıttı. Hepimiz salya sümük ağlıyorduk babam daha fazla dayanamadı, gözyaşlarını belli etmeden bahçeye çıkıverdi elindeki mendili sıkarak. Annemse; hıçkırıklara boğulmuştu boynuma sarılıp -kızııııımm yavruuumm diye kısık sesle ağlayışı öyle burktuki yüreğimi boğazım düğümlendi, cümle kuramadım, oysa o gün bizim en mutlu günümüzdü. Salondaki ilk dansları gelinliğin içinde kuğu gibi süzülüşü hepimizi çok etkiledi, Kerem enişte aycan'dan 4 yaş büyük tıpkı onun gibi anlayışlı olgun mütevazi ve çok esprili bir adam, ailesi çok kibar gün görmüş insanın hali bambaşka oluyor. Evlendiğin insanın ailesi çok önemli derler bu yüzden annem -kızım sen kocanla değil aynı zamanda ailesiyle de evlisin bunu hiç bir zaman unutma, bizi çok söz etme ama ezdirme de der her zaman..
Düğünden bir kaç ay sonra Radyo sınavını kazandım ve seslendirmen olarak 2.kez istanbul'a gidip işe başladım. Babam yine razı olmadı, bu defa ne annem ne de ben onu dinlemedik.Anadolu yakasındaydım, küçük bir daireye taşınarak hayata merhaba dedim meraklarım ve korkularımla birlikte. Önceleri stajyerdim çok ezildim. Eskiler her zaman yeni geleni ezer, birbirlerine yalakalık yapmayı,  yeni gelenin arkasından konuşmayı, eleştirmeyi pek sever, baskın karakterlerin etrafı evet yalaka tiplerle doludur, mutlaka sen o arada futbol topu gibi bir sevilir, bir itilirsin o süreçte örselenir, biraz daha büyür, tecrübe edinirsin. Kimse insanlığını anlamak, seni de tanımak istemez gözleri bir parayı birde menfaati görür birazda oyunculuk.

Çirkinlik insanın yüzünde değil özündedir diye düşünürüm. Gözlerim her türlü insan'ı, insan kılığına bürünmüş olanları, insanmış gibi davranmaya çalışanları gördü. Tüm iyi ve tüm kötü insanların arasında kalmış gri'leri de gördü tıpkı bulutlar gibi. Hepimizin tek bir ortak yanı vardı : -hayal kurmak..kötü insanlarda hayal kurar bu kötüyü nasıl nitelendirdiğimize bağlıdır aslında. Öylece her gördüğümü tanımaya çalıştım toy ve acemice. Olumsuzlukların bende nasıl olumluya dönüştüğünü çok sonra fark ettim. Radyoculuk mesleği çok eğlencelidir, her insanın kulağına sizin tınılarınız düşer, her biri sizin anlattığınız masalları dinler, şarkıların ismini duyar, haberleri alır, gündemi sizinle paylaşırlar. Sizi dinleyenlerden habersizsinizdir;  ama sizin isminizi de, sesinizide milyonlar dinler, milyonlar tanır..
O ilk yıllarda hiç kimse beni tanımıyordu mutfağın arka kısmında pişiyor, pişiyordum sessizce..Taa ki; bir gece o çok ünlü radyocu ablamız trafik kazası geçirinceye kadar..Seda Yılmazer..yılların eskitemediği güzelim billur sesiyle Türkiyenin kalbine girmiş sunucu ablamız radyoya geç kaldığı için aracıyla hız yapınca karşıdaki kamyonetle çarpışmış ve feci bir şekilde can vermişti. Gece saat 23,00 sırası onundu ve yerine geçecek sunucu ağabeyim Kürşat Güneş'te yıllık izinde, şehir dışındaydı, yayın saatine 15 dk. kala acilen bir telefon geldi: -Aybala çabuk yayına gir !!! Nasıl olur, hiç bir şey bilmiyorum, ne yapacağım, ne konuşacağım koca 2 saati mümkün değil geçiremem, yapamam hayır olmaz!!! -Olmak zorunda diyen karşıdaki ses yayın şefimiz Ahmet Yürekli ağzı dolusu kükreyince donakaldım -çabuk dedim sana !!!