music

25 Aralık 2013 Çarşamba

Teşekkür ve 2013 yılı finali..


İlk söylemem gereken şey içten bir teşekkür yazısı..


Yeni olsa'da büyük bir hızla şahsına münhasır gayet doğal yazılarıyla ve özellikle çizgi'leriyle sayfamda gördüğünüz imaj değişikliğinin baş ve tek kahramanı sevgili Admin Panpa'ya verdiği haylice emek ve uğraşları sonucu ortaya çıkan bu güzel şablonum için çoook teşekkür etmek istiyorum; gerçekten içime sinen bir görüntü ve muntazamlık oldu, en azından derli toplu olduğunu düşünüyorum ki; benim gibi teknoloji yoksulu bir şahsiyete çok yardımcı oldu :)
ve sizlere sayfasının linkini vermek istiyorum..

Admin Panpa

18 Aralık 2013 Çarşamba

Mona Rosa'nın Hikayesi..


Tamamen çok değerli şair Sezai Karakoç'un dilinden;
buyursunlar efenim, Mona Roza'nın Hikayesi..

"19 yaşındaydım. Heyecanlı bir genç. Şiirde yeni bir dönem başlamıştı. Ölçüsü olmayan vezinsiz, kafiyesiz şiirler yazılmaya başlanmıştı. Hece ölçüsü de bitmişti. Serbest şiir yazılıyordu. O dönemin bu serbest şairleri, eski dönemleri kötülüyordu.
Tabi isterdim ki öz edebiyatımız olan divan edebiyatı ile yazılabilsin şiirler. Ama tek başıma ben aruzu getiremem ya. Aruzu geçtim hecede gidiyordu artık. O dönem dedim ki hece ile bir şiir yazayım. Bu serbestçi şairler divanla dalga geçiyordu. Gül bülbül, gül bülbül başka bir şey yok diyorlardı.

5 Aralık 2013 Perşembe

bir kalp şarkısı..


Affedemediklerim geliyor aklıma..
kendimi bir martıya benzetiyorum..
bir parça simiti acemice ve bir o kadar vahşice kapıp kaçan...
sonra bir parça güven duygusu ile yeniden o simit veren ele ürkekçe bakmaya çalışan yanımla..
Binlerce adımlarımı görüyorum geri giderek...
Yüzyıllar içinde sihirli bir değneğin üzerime değerek, sıçrayarak koşarak gülerek sürekli hareket halinde olan o gen'lerimin bu günlere gelişine siyah beyaz albüme bakar gibi bakıyorum..

2 Aralık 2013 Pazartesi

hamal ve çaycı teyze..



Saat sabahın 8.30'nu gösteriyor dolmuş, vakumlamış siyam ikizleri gibi yapışık vaziyette ama ayrılmaya debelenen insanlarla dolu, kapı camıyla örtüşmüş durumdayım ve ayaklarım nerede bilmiyorum, kan ter içinde içerisi ve en nefret ettiğim şey havasızlık her sabah her bindiğim dolmuşta mutlaka birinden rica ediyorum;
-kardeşim şu havalandırma kapağını açar mısın? gözlerim kadınlarda hiç istiflerini bozmuyorlar hadi anlıyorum erkek milletinin aklına gelmez de, yahu bu nasıl bir kadınlık sıfatı nasıl nefes alıp veriyorsun karbonmonoksit gazından boğulacaksın..

28 Kasım 2013 Perşembe

müneccimbaşı..


I. Murat zamanında Bursa’da ihtiyar bir eskici varmış. Eskici ve karısı basit, temiz, yoksul bir yaşam sürerlermiş.

Günlerden bir gün eskicinin karısı hamama gitmiş. Yıkanıp çıktıktan sonra, soyunduğu yerde bohçasını bulamamış. Bohçayı koyduğu yerde, değerli halılar üzerinde işlemeli kadife bohçalar, sedefli takunyalar olduğunu görünce, hamamcı kadına sormuş. O da;

—Buraya Müneccimbaşının hanımı soyundu. Senin bohçanı soğukluğa koyduk. Orada giyiniver, demiş.

18 Kasım 2013 Pazartesi

Usta ile küçük bir hatıra..


Yıl sanıyorum 1995 yada 96..

Ankara Ulus'da kendi oyununu sergileyen ve ismini şuan hatırlayamadığım oyun çıkışında çok tesadüfi bir şekilde karşılaştık usta oyuncuyla..
Yanına gitmek istedim, çekindim; içimden  -yoo olmaz konuşamam diyorum ayaklarım bir ileri bir geri gidip geliyor
sanıyorum bu durumu fark etmiş olacakki onca kalabalığın içinden bana -gelsene dedi gülümseyerek..

17 Kasım 2013 Pazar

Dur..


Bazen ..
Hayat karşınıza duvarlar örüp gitmek istediğiniz ve yapmak istediğiniz herşeye kırmızı ışık yakarak DUR der.. Ama ne yaparsanız yapın sanki birşey engel olur da "burda kal, kıpırdama, adım atamazsın" diyordur.
Bu gibi durumlarda insan sıkılır bunalır buna rağmen adım atmaktan geri kalmaz bir adım iki adım hoop polis memuru "Çek kenara" diyip sizi hayat trafiğinden kısa sürelide olsa men edecektir.
Bazen işte böyle bir durumla karşı karşıya kaldığımızda ne yapmamız lazım.. Bunu düşünüyorum..
Sabır kelimesi ne sıradan okunuyor değil mi?

14 Kasım 2013 Perşembe

Aşure'nin Hikayesi..



Aşure pişirmek Osmanlıdan sonra daha önem kazanmıştır. Nuh peygamber zamanından geldiği de bilinmektedir. Herkes aşurenin varoluş hikayesinin Hz. Nuh tufanı ile başladığını bilmektedir. Hz. Nuh, Hz. İdris peygamberden sonra kavmine gönderilen peygamberden biridir. Aşurenin hikayesi ise şu kıssaya dayanmaktadır:

Oğulları olan, Sam, Ham ve Yasef kendisine iman etmelerine karşın Kenan ve kavminden pek çok kimse ona inanıp iman etmez. 1000 seneden fazla Allah'ın emirlerini kavmine tebliğ etmesine karşın ne yazık ki çok zulme uğrar ve onların alaylarına maruz kalır. Sonunda kavmini Allah'a şikayet eder. Allah, Hz. Nuh'a çok büyük bir gemi yapmasını emreder. Ve ona yardım etmesi için Cebrail (as) kendisine yardımcı gönderir.

duygularımın felsefesi..


Şu an...yani duygularım..
Bu gün yurda gittim kızlarımı görmeye..
idarecilik yaptığım dönemlerde çalıştığım özel bir yurt..rezidans tipinde..kapasitesi hayli fazla..bildiğiniz 5 yıldızlı otel yada kısmen tatil köyü gibi bir yer..ama halletmem gereken işlerim gitmem gereken yerlerde vardı ve ben hayli zamandır yurda gitmemiştim, çocuklar beni, bende onları özleyince hepsi biraraya geldi..

12 Kasım 2013 Salı

kasımpatı zamanı..



Krizantem mevsimi, hoşgeldin...
Uzunca zamandır dinlememiştim fonda Neşe ablam..
-sevda yolu-
Hayranım..
Bir gün onunda hayatını masallandırmam lazım..
Kahvem ve sigaram'la zat-ı huzurlarındayım sayfamın..
trevanian kod adlı yazarımızın asıl adı Rodney william whitaker'ın yazdığı 3 kitabı bitirdim..
-Şibumi, katya'nın yazı ve kasaba..
sırada satori var ki; bu kitap trevanian öldükten sonra onu tanıyan bir yazar'a yapılan teklifle kaleme alınmış ve şibumi'nin kısmen devamı olan bir serüven..

4 Kasım 2013 Pazartesi

saldırmayın !!


  Bir hayli zamandır sözel hakaret ve davranışlarla 'düşüncelere yönelik' saldırıda bulunan insanlar dikkatimi çekmeye başlayınca ister istemez okudum, öğrendim, tanıdım, araştırdım. Aslında sustum, 'yazmaya gerek yok' diye de düşündüm ama sözel saldırıların dozu artınca ister istemez şıklarda yazdığım türlere ki; karşı karşıya maruz kaldığım durumlar bunlar cevap vermek zorunda bırakıldım..

Sabrım hakikaten son noktaya tırmanıyor, küstahlık olarak sakın algılanmasın, ne olur o açıdan bakmayın kendimi  tebrik ediyorum...susup, dinleyişlerimi görüyorum, sabrıma bakıp ' az kaldı bitecek' diyorum..açıkçası kendimi telkin ediyorum..

1 Kasım 2013 Cuma

Esrar-ı Sır 2.bölüm


Gündelik yaşantımızda kendi'mizin farkına varabilmek için öz'ümüze zaman ayırmamız gerektiği ve hatta bunun zorunlu olduğunu bilmenizi isterim. Öncelikle kendi duyu ve duygularınızı hatta sağlığınızı koruyabilmeniz için size 'siz' lazım.

Yüce Allah, kullarının Öz'ünü bulabilmeleri için, onların içine yani ruhlarına üflemiştir nefesini..Bir parça Rabbimizden bir nefes alıp, bir parça kendimizden veriyoruz bilmiyorum belki farkındasınız yada değilsiniz..Onun verdiği bu vücut ve ruh sağlıklı olmazsa ne çevremize nede ailemize faydalı olamayız.

30 Ekim 2013 Çarşamba

Esar-ı sır 1. bölüm


Zamanın hızlandığı bir yüzyılın içinde nasıl yaşadığımızın farkında olmayan biz insanların temel ihtiyaçları doğrultusunda hızla hareket ettiklerini gözlemliyorum. Kabul, savaşlar, ülkeler arası krizler ve ölüm haberleriyle de iç içeyiz. Olumlu haber okumak yada görmek neredeyse imkansız bir hal almışken; hiç düşündünüz mü tüm bu yaşadıklarımızın yada yaşananaların ne kadar etkisi altında kaldığınızın ? bilinçaltınızın neleri kaydettiğini, rüyalarınızın sizleri nasıl tesiri altına alabildiğini ? ruhunuzun ve bedeninizin ne kadar yorulduğunu? kendinizi bırakıp çocuklarınız veya eşiniz yada aileniz için verdiğiniz mücadelelerin altında nasıl bir travma geçirdiğinizin?

Sanıyorum çoğunlukla cevap : Hayır !! olacaktır. devamı ise; -çocuğum ön planda yahut eşim ve ailemi düşünmekten kendime zaman ayıramıyorum olacaktır.. bir topluluk içerisinde genel kabul edilen cevap *evet haklısın* olacaktır. Oysa haksızsınız ve yanlış yapmaktasınız..
Hayata gelmemizin nedeni yemek yemek, içmek, gezmek, uyumak, cinselliği yaşamak değildir, dünyaya gelişimizin çok daha farklı bir anlamı olabileceğini düşünmelisiniz. Teknoloji ve metalleşmiş bir dünya ile yaşıyoruz yada yaşadığmızı düşünüyoruz. Bir arkadaşınız yada bir dostunuzla avm'lerin birinde herhangi bir kafede buluşuyor aynı masayı paylaşıyorsunuz ama çok ayrı dünyalar da yaşadığınızı elinizdeki o telefon ele veriyor. Şimdiki nesilin sohbet etme şeklinin bir cihaza bağlı kaldığının farkındamısınız? sohbet etmenin ne demek olduğunu bu gençler bilmiyor, buna şöyle bir örnek vermek istiyorum.
 Özel bir yurtta yöneticilik yaptığım dönemlerde öğrencilerin akşam olunca buluşup biraraya geldiği ilk zamanlarımda yeni kabul edilmişliğimin somut bir göstergesi olarak beni davet ettikleri günün akşamında sade bir gülümseme ve içtenliğimle masalarına oturdum. *nasılsın* sorusunu tek düze ve kalıp olarak kullandıklarını gördüm gün boyunca neler yaptıklarını tabiatlarına göre anlattıklarını anladım, ortak yanlarımızdan biri Türk kahvesiydi ki; bende yurtta kalıp eğitimimi tamamlayan biri olarak onların bu sevgisini anlayabiliyorum elbette fakat zamanla birlikte gençliğin değer yargılarıyla beraber saygının ve sohbetin nasıl yok edildiğini de anlamış oldum çünkü bir masanın etrafında 6-7 kişinin hepsinin de elinde cep telefonuyla internete girdiklerini daha çok facebook'ta zaman harcadıklarını, hasbel kader sevmedikleri biri olursa o gecenin sonuna kadar o kişiyi öldürüp parçaladıklarını :) fark ettim.masadan kalkmadan onlara tek bir soru sordum *siz sohbet ediyor musunuz? * bunu gerçekten merak ettiğim için sormuştum *ablaa sen nerde yaşıyorsun, sabahtan beri ediyoruz ya* diyip kahkahalarına ortak olup cevabımı aldım ve ayağa kalktım *çocuklar, siz sohbet etmeyi bilmiyorsunuz maalesef şu an şaşkınlığımı hoş görün ilkkez böyle bir sohbete şahit oluyorum* dediğimde nesil farkı dediğimiz adlandırmanın aslında nasıl yanlış tanı olduğunu algıladım. *sen nasıl sohbet edersin* diye sordular vakit geç olduğu için *bir gün tanışırız* diyip aralarından ayrıldım. Gerçekten üzüldüm, birbirimizi anlamaktan ne kadar yoksullaştığımızı ne büyük cehalete sürüklendiğimizi gözlerimle görüp şahit oldum.Kısa bir zaman dilimi olsada onlarla paylaşım içerisinde bulunmak güzeldi, ve bir çok şeyi çocuklarla öğrenirken, bende o güzel kızlara sanıyorum güzel değerler bıraktım yada öyle düşünüyorumki ardımdan gözyaşları ve üzüntülerle uğurlandım. Anlatmak istediğim şey manevi değerlerdi, kendi öz'ümüzdü..bir arının bıraktığı öz gibi hepimizin farklı farklı öz'leri vardır. Bu öz doğumunuzdan ölümünüze kadar sizinle beraber olan 3. kişinin kendisidir. Biri fiziken görüntünüz diğeri ruhunuz sonuncusu ise auranız yani ruhunuza karışmış ışığınızdır. Ruhunuz ve ışığınız sizi öz'e götürür bunu büyütmek veya durdurmakda sizin elinizdedir. Yukarıda bahsettiğim gibi hayat telaşesi diye adlandırdığımız hızlandırılmış bir yaşam sizi ne bir adım yukarı taşır nede büyütür aksine sevdikleriniz veya teknoloji karmaşası içinde kaybolup gidersiniz.
 Hepimizin mutlaka sorun ve sorumlulukları vardır ve bunlar siz elden ayaktan düşene yani yaşlanana kadar hiç bitmeyecektir. Bir bakışınızla ellerinizin buruştuğunu ve kanepenin bir köşesine kıvrılıp ne ara böyle küçüldüm ve yaşlandım dediğinizi duyumsayabilirim. İnsan küçülüp büyüyen sonra yine küçülen çok ilginç bir yaratılış..Beslediklerimizle birlikte beslenmenin kimseye zararı olmadığı gibi sizi de dinç tutan şey ruhunuz olacaktır. Bu nedenle ruh, sohbet etmeyi sever, ruh dinlenmeyi, dinlenirken kendisiyle sohbet etmeyi de sever onunda derinlere indikçe büyümeye hakkı vardır. Öz ruhumuz modayı, ne giydiğinizle, nasıl para harcadığınızla hangi evi hayal ettiğinizle ilgilenmez öz; parayı sevmez, fiziki güzelliği yada yakışıklılığa bakmaz ÖZ RUH; maneviyatı kavramış olupda sadeliği sevenlere görünür. Güzelliği kendi içinde görenlere görünür.
Bu nedenle insanın mutlaka kendisine zaman ayırması gerektiği mantığını taşımanız gerekir. Diğer tüm yükleri kaldırabilmeniz için önce siz kendi ağırlığınzdan arınmalısınız, duygularınıza, içsel dünyanıza sizinle konuşan ruhunuza zaman ayırmalısınız..

Çok uzatmadan bir sonraki konuyla bağlayıp bitirmek üzere, sevgilerimle.. 

29 Ekim 2013 Salı

29 Ekim 2013



29 Ekim 1923...
29 Ekim 2013..

90 . yıl...
Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere; tüm Mehmetcikleri ve tüm Elifleri dualar ve saygı ile anıyorum..


23 Ekim 2013 Çarşamba

beta sevgisi..


Bir kaç gündür kendimi halsiz hissediyorum yok aslında fiziksel halsizlik değil, ruhsal halsizlik..

Neredeyse 3 ay önce öylece boş gördüğüm fanusun içine bir balık lazım olduğunu düşünüp babamdan bana beta almasını istedim, ne renk olsun diye telefonda sorunca, -kırmızı dedim, bırak üç kuruş fazla olsun..bir kaç saat sonra evimize yeni bir aile ferdi katıldı. Tabi hazırlığımı yaptığım için balığımız yerini almış oldu. fanusun etrafına mum ve gerçek bir büyük deniz kabuğu şeklindeki gece lambamı da yerleştirince çok da güzel oldu. Ha; süs olsun diye almadım merak etmeyin, bakmak istediğim için..Bilirsiniz beta'lar tek başına yaşayan ve cinsinden olan başka bir balık geldiğinde karşısındakini öldüren bir tür olduğu için özellikle istedim. Bir kaç hafta yemini verdim, suyunu değiştirdim bakımlarını yaptım, balık bildiğiniz balık işte..yani öyle düşünüyordum.

16 Ekim 2013 Çarşamba

sanal da bayram..


Biliyoruz ki; eski'den yaşadığımız, hissedipte mutlu olduğumuz bayramlar yok artık..
Niye yok?
-zaman da aynı zaman, evet hatta zaman kısaldıkça çantanın içine giresi var..
-insanlar değişti evet insanlar maalesef değişti..
-teknoloji geldi cidden mertlik bozuldu, bana göre bayramlar bile sanallaştı mesela bu gün neler yaptım?

14 Ekim 2013 Pazartesi

2.mim Biricit cons :)


Sonra sevgili biricit'cimin linkini veriyorum; canım benim teşekkür ediyorum ;

http://biricitinyeri.blogspot.com

*Evde yalnız kalıdığınızda ne yaparsınız?

-işlerimi bitirdikten sonra, hemen mutfağa koşup Türk kahvemi hazırlar,bi sigara yakarım pc'yi açıp bakmam ve okumam gereken yerlere bakarım, uzun takılmadığım için kitabımı okurum, reiki ve meditasyon yaparım ki bu ruhuma çok iyi geliyor en azından iyi bir dinleyici olabilme yolunda benim en büyük yardımcılarımdır, son olarak kara kalem çizimime dalıyorum ve zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum..

*hakkımda 20 gerçek*

1.mim...Admin Panpa :)



2013 yılının 2 mimi ile huzurlarınızdayız. sevgili blogspot kardeşlerime seçtikleri içinde olduğum için onlara çok teşekkür ediyorum..

 Önce sevgili Admin Panpa'nın linkini veriyorum 1. mim ondan geldi
http://adminpanpa.blogspot.com

Gelelim admin hacının mimine :)

1-En çok kırıldığın kelime ?

12 Ekim 2013 Cumartesi

şans topu...


benim de bir gamzem var; lazım olduğu zaman kullandığımda çok da işe yaradığını biliyorum.
Olayların taa en başına gidipte süzgeçten geçirdiğimde anladığım kadarını anlatmak istiyorum ki; gelecek nesillere örnek olurmu olmasa da olur :)

10 Ekim 2013 Perşembe

KİTAP..ŞİBUMİ..




 ŞİBUMİ NE DEMEK?

herhalde belirsiz bir anlamda, üstelik yanlış olarak kullanıyorum. Ya da bana öyle geliyor. Anlatılmayacak bir niteliği tarif etme çabası. Bildiğin gibi şibumi, sıradan, olağan görünümlerin altında yatan gizli üstünlükleri anlatır. Şöyle düşün; O kadar doğru bir söz ki, cesaretle söylenmesine gerek yok. O kadar dokunaklı bir olay ki, güzel olmasına gerek yok. 

4 Ekim 2013 Cuma

yüzüklerin efendisi :)


Dün söylemedim ama eve geldikten bir saat sonra 2 kere arandım
-gülçine hanım merhaba ben filanca holdingten elif
-hı merhaba elif hanım
-merhaba şey yarın geliyorsunuz değil mi teyit için aramıştım
-evet geleceğim inşallah..
-tamam kaç gibi uygun olursunuz?
- yine 4 veya 5 gibi uygun mu diyor;
-oluuur, sorun yok
-tamam o zaman saat 5 gibi bekliyoruz sizi
-okey, teşekkürler iyi akşamlar..

3 Ekim 2013 Perşembe

topuklu çizme sınavı..



Bu gün 2 yerle iş görüşmesine gitmem gerekiyordu, fakat gün boyu hava acaip soğukbirde
yağmur. Öğleden sonra peşpeşe farklı semtlerde olan görüşmelerimden birine arabayla gittim. Bildiğim semtler olduğu zaman arabayı kullanırım fakat bilmediğim adresse gideceğim yer, mümkün mertebe minibüs ve otobüs kullanırım ki; bir sonrakine iyice öğrenmiş olduğumdan arabayla gidebilirim neyse işte, öğle sonrası hazırlandım mevsimsel çizmeler vardır; kimileri sonbaharlıktır kimileri kışlık, epey bi aranmadan sonra sonbaharlık çizmeyi bulup çıkardım

1 Ekim 2013 Salı

Paketim açıldı sürpriz :)


Paketim açıldı bu sabah, öğlen uyandım, dün geceden beri tv lerde boy gösterenlerin sanki hiç uyumamış hallerini gördüm ne ara kalktınız anlamadım, ben yatarken canlı yayındaydınız anacım bu ne cinliktir, teveccüh namazı kıl desen zor gelir sabaha kadar al gülüm ver gülüm o senin davan bu benim meselem bıyığın altı sakalın üstü örütünün rengi ilimin adı romanların göbek atışları auu ne ararsan varmış abey :)

29 Eylül 2013 Pazar

Reiki' de neymiş diyenler için..DAVET..


Reiki ile tam olarak 5 yıl önce tanıştım..

Başlama nedenimse tamamen sağlığımla ilgiliydi, büyük çaplı bir beyin ameliyatı sonrası başımdaki çivilerle 1 ay yaşayıp çıkarıldıkları gün kafamın ortası küçüklü büyüklü tepeciklerle dolmuş yüzüm pencere dibindeki menekşelerinizin renginde ve sinir sistemlerim zedelenmiş sağ tarafını hissetmeden yaşayan bir amip gibi gezinirken alternatif tıpla google efendisi sayesinde tanıştım. Tanıştıktan hemen sonra 8 ay aralıksız ücretsiz seanslara katıldım. Bir süre sonra bunu üstadım ve hocam sayesinde ilerletmeye ve ardından eğitmenlik seviyesine kadar ulaştım..

15 Eylül 2013 Pazar

bu aralar..


En güzel yazılar gece yarısı yazılanlardır der yazarlar, sanırım çok daha dingin ve huzur verici saatler olduğundan bende gece yazmayı ve okumayı sevenlerdenim.

Odamın içi bir dolu kitap yığını :) ve öyle maymun iştahlıyımki daha kapağını açmadıklarım varken, karanfil sokak, sahaflar çarşısı, d&r,  seyyar v.s. gördüğüm her kitapçı tezgahının önüne kendimi dar atıyorum. Kitap okumasını sevenler de benim gibi mi bilmiyorum resmen kendimi kaybediyorum zaman orada dursun da ben hepsini ellerimin arasından geçiriyim istiyorum üstelik acaip de bi durum beliriyor; mutlaka her kitabın bir sayfasını gelişi güzel açar içimden -bu kitap benim için ne mesaj verecek diye saçma bir düşünceye kapılır, eğer gerçekten elektriğim tutuyorsa ki; bu çok tuhaf bir düşünce belki; cümle yada olay dikkatimi çektiği andan itibaren bilirim ki o kitap artık benimdir..

8 Eylül 2013 Pazar

6.YAŞ..




3 gün önce 6 yaşıma girdim..
ben kimmiyim?
gülçinin defteri... :)
6 yıl önce hammadde olarak dünyaya geldim..sahibim beni satın aldığı gün hiç düşünmemişti bu kadar uzun süreli üzerimde emeği olabileceğini..
O günlerde oldukça yorgun ve üzgündü..
Önce ellerinde gezindim bana baktığında görmüyordu içini...
sonra bir gece eline kurşun bir kalem alıp benden bir sayfa açtı...
düşündü...gözlerini tavana dikip uzun uzun bakındı..
birden -ilk merhabam- dedi...

28 Ağustos 2013 Çarşamba

beklemek...



Defterimin bu sayfası çok karanlık..
Duygular ifade edilebilir ama acı'yı asla hissettiremezsiniz..
Karanlıkları anlatmak cesaret ister ...bende korkuyorum karanlıktan..ama  karanlıklardan geçenler güçlü olanlardır değil mi?

Defterim...

Küçücük yüreğimi  hiç büyütmek istemedim,
Ağlayamıyorum...gözlerimden bir damla inmiyor..artık hiç bir duygumu dışarı taşırmıyorum, istiridye kabuğuna sakladım..kimsenin görmesine izin vermeyeceğim..

14 Ağustos 2013 Çarşamba

solak solak..


Pırıl pırıl bir Ankara şehrinden kocaman selamlar herkese...Aslında pek bilinmedik bir efsane araştırmam vardı tam olarak bitmediği için yayınlayamıyorum bu sabah blog spot arkadaşlarımın sayfalarına şöyle bir göz atarken sevgili Nilesi'nin bir yazısı dikkatimi çekti meğerse dün solaklar günüymüş ve ben nasıl da atlamışım tüh diyerek dizime indirip ellerimi ağzıma götürüp pek bi gahirlendim dedimki; bir solak olarak bende bir iki bişey çiziktireyimde ilkkez bir defaya mahsusen şu solaklığım gurur duysun kendisiyle :)

3 Ağustos 2013 Cumartesi

Müslümana Haram Çeşmesi..



Vaktiyle Bursa’da bir müslüman eski adı Yahudilik Yolağzı bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş Her kula helâl Müslümana haram

Bursa başkent tabii Osmanlı karışmış bu nasıl fitnedir diye
Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka paça huzûra getirilmiş Bu nasıl fitnedir dîni İslâm ahâlisi Müslüman olan koca devlette sen kalk hayrattır sebildir diye çeşme yap ama suyunu Müslüman’a yasakla Olacak iş midir nedir sebebi aklını mı yitirdin? diye çıkışmışlar adama

27 Temmuz 2013 Cumartesi

karışmayın şu davulculara..



Yoğunluğun ardından dinlenme ve demlenme zamanındayım..
Ve hepinize hayırlı ramazanlar dilerim, bu değerli ay'ın kelime manasını da yeri gelmişken söyleyeyim ramazanın sözlükteki anlamı yanmak..Dilerim yanarken sabrımızın sınavını verebiliyoruzdur.Konu ramazan olunca;

7 Temmuz 2013 Pazar

dert-eşme...


Benim değerli defterim...

Bir gün eğer yaşayabilirsem bir 20 sene sonra yaşayıpta kaleme aldığım her bir satırı okurken o zaman yanımda kim olur bilemiyorum işte ben o kişiyle birlikte geçmişimi, yazmadığım ama yüreğime yolladığım mektupları da ona hem anlatmak hem de okumak istiyorum, çünkü yaşadığım her şey benim için herkez gibi çok değerli..İnsanlar bu satırlarımı okusunlar diye hiç bir uğraşım olmadı, olmayacakta..bazen dertleşmek için bir dost bulmak da istemiyorum sadece yazıp rahatlamak belki daha iyi gelebiliyor..

5 Temmuz 2013 Cuma

Çocukluğum, Şehrim ve Düşlerim..


Şehrime Mektup..
Ben seni ilk hatırladığımda kırmızı otobüsün içinde annemin kucağında pencereden bakarken ulusdaki heykeli görmüştüm..Atatürk kocamandı ve bir o kadar büyük bir atı vardı, hayran hayran bakarken bırakıp bir hızla geçti o otobüs..sonra bir heykel daha çıktı hitit dedi annem -kızım bak bu hitit heykelini hiç unutma..bir anlam verememiştim o üç geyiğe..noel babanın geyikleri mi onlar dedim annem güldü -öyle de düşünebilirsin dedi ve aklımda hep öyle kaldı uçan ama akşam olunca tam ortaya konan o geyikleri her gördüğümde çocukluğuma gidişimsin..

25 Haziran 2013 Salı

Ve gelirim bir heyecanla :)


Şu an itibariyle sahaya inmiş bir fitbolcu edasıyla sizi selamlıyor koccaman merhabalar diyorum

Yanıma kahvemi alıp yudumlarken; söyleyeceğim çok şey olduğunu ama nedense tuhaf bir heyecan ve içimdeki o bi türlü bilemediğim utangaçlığımla unutabilirim hoş görün geçin :)

Çok ama çok yoğun bir tempodayım günlerimin nasıl geçtiğinden geçtim hangi gündeyim saat kaçtır onu bile hatırlayamadığım zamanlar oluyor bu arada gün geçtikçe yaşlandığımı bir o kadar tezat zaman zaman da; ruhumun genç kaldığını hissediyorum..Zamanı ensesinden yakalayıp ' ne istiyorsun benden kardeşim daha yaşayacağım çok şey var bırakta içimde ukte kalanları göreyim' deyip bi tane patlatmak istiyorum..

14 Mart 2013 Perşembe

Osman Hamdi bey -4-


Osman hamdi bir akşam Maria'yı karşısına alır ve;
-bundan böyle sana Naile demek istiyorum..
Genç kadın şaşırır sonra da bu ismin anlamını sorar
-erişmek kavuşmak manasında yani sana ulaştığım için çok mutluyum dediğinde yeni ismiyle Naile Osman hamdinin yanaklarından öper büyük bir aşkla birbirlerine sarılırlar..

Osman Hamdi bey 3


bağdatta geçen 2 yılın ardından Osman hamdi istanbulda....

günler ve geceler boyunca eşi ve çocuklarıyla hasret giderir...pariste medeniyeti tanıyan hamdi, bağdatta kendini bulmuştur. kısa süre sonra bayındırlık'ta babasının desteğiyle yabancı yayınlar müdür yrd.olarak görevine başlar, öylesine başarılı olmuşturki bir yıl sonra Osmanlı nişanı ile onurlandırılır.Bu arada bağdattan döndükten sonra yazdığı piyeslerin meyvelerini de toplamaya başlar. Osmanlı tiyatrosunda -iki karpuz bir koltuğa sığmaz oyununu ailesiyle birlikte gururlanarak izler.. Çok geçmez osmanlının ona yeniden biçtiği görevi üzerine vazife edinir.Viyanaya milletler arası sergiye katılıp ülkesini temsil edecektir.

1 Şubat 2013 Cuma

Osman Hamdi Bey -2-


Aşık olduğu maria'nın ailesiyle tanışmaya gider aslında maria'nında ailesi bu doğulu adamdan ve ülkesinden çekinmektedir.Fransızların tüm rahat yaşantılarıyla zıtlıklar yaşayan Osmanlı'nın arasında kızlarının mutsuz olacağı endişesi taşımaktadırlar. O yemek daveti sonrası Osman Hamdi tuttuğunu koparır, maria'nın ailesini ikna edip evlenirler..yanında belki ailesinden hiç kimse yoktur ama o uzaktada olsalar onların desteğini hep arkasında hisseder.Zaman belli etmeden büyük bir hızla akıp gidiyorken Osman Hamdi akademideki derslerine devam ediyor, karısıyla parisin tadını çıkarıyor boş vakitlerindeyse bol bol resim yapıyordu.

27 Ocak 2013 Pazar

Osman Hamdi bey..-1-


Kaplumbağa terbiyecisini bitirdiğimde gözlerimi tavana dikip başından sonuna kitabın içindeki hikayeyi düşündüm sonraki günlerde daha derin bir araştırmaya girip hadi dedim es geç aklındaki araştırmayı Osman hamdiyi bi anlat bakalım..Malatya güzeli ilkokul öğretmenim bize her kitabı okutturduğunda -o kitabın özetini çıkarın getirin bakıyım ne anlamışsınız dediğinde çok zoruma giderdi deftere sayfalarca özet çıkarmak..hakkını vermek lazım malatya güzeli akıllı kadınmış. Bizde bu yolla hareket ederek zaman zaman sevdiğimiz ama ünlü insanların hayatlarını dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışıyoruz tek farkı antoloji mahiyetinde değil, hafiften masalımsı ;) e başlayalım o zaman...

22 Ocak 2013 Salı

notlar..


gece; 00,05...

Bir çok insan gibi uyumam gerekir :) kahve'nin tılsımı budur..
güzel bir hikaye geçiyor içimden..ama az önce izlediğim Pi'nin yaşamına takılı kaldım..
İzlemenizi tavsiye ediyorum; inancınızı asla yitirmemeniz gerektiğini anlatıyor, izlerken filmin nereye varacağını merak ediyorsunuz..fakat sonra hayatta kalabilme savaşını o savaşı verirken neler yaşadığını neler gördüğünü anlıyor, 16 yaşındaki Pi'den büyük bir ders alıyorsunuz. izleyin..

20 Ocak 2013 Pazar

Shay'in Hikayesi..




Ne yapardiniz? Karari siz verin. Komik bir cümle beklemeyin, çünkü yok.

Yine de okuyun. Sorum şu: Aynı kararı siz verirmiydiniz?

Okuma ve öğrenme zorluğu çeken çocuklara özel eğitim veren bir okul icin bağıs toplama yemeğinde, çocuklardan birisinin babası katılımcılar tarafından asla unutulmayacak bir konuşma yaptı. Okula kendini adamış öğretmenleri kutladıktan sonra şöyle bir soru sordu: 'Dışardaki etkenler tarafından etkilenmedikçe doğa herşeyi mükemmel bir şekil ve sırada yapıyor. Ama yine de oğlum Shay, diğer çocukların öğrendikleri gibi öğrenemiyor Diğer çocukların anlayabildikleri gibi anlayamıyor. Oğlumda doğal olması
gereken şeyler nerede?'

Bu soru karşısında dinleyiciler sessiz kaldılar.

Baba devam etti. 'Ben inanıyorum ki, dünyaya fiziksel ve zeka engelli Shay gibi bir çocuk geldiğinde, gerçek insan doğası kendini gösterme fırsatını buluyor ve bu da insanların o çocuğa davranış şekillerinde kendini gösteriyor.'

Ve sonra aşağıdaki hikayeyi anlatmaya başladı: Shay ve babası bir gün parkta Shayin tanıdığı birkaç çocuğun baseball oynadıklarını gördüler.
Shay sordu, 'Acaba oynamama izin verirler mi?'
Shay'in babası çoğu çocuğun Shay gibi bir çocuğun takımlarında oynamasını istemeyeceklerini ama aynı zamanda eğer oğluna izin verirlerse oğlunun o çok ihtiyacını duyduğu, engellerine rağmen başkaları tarafından kabul edilmenin özgüveni ve sahiplenme duygusunu vereceğini de biliyordu.
Shay'in babası çocuklardan birinin yanına yaklaştı ve (fazla bir şey beklemeyerek) Shay in oynayıp oynayamayacağını sordu. Çocuk şöyle danışabileceği birilerine baktı ve sonra 'Şu anda 6 sayı gerideyiz ve oyun sekizinci turunda. Herhalde takıma girebilir ben de onu dokuzuncu turda vurucu olarak sokmaya çalışırım' dedi.

Shay büyük bir gayretle takımın yanına gitti ve yüzünde kocaman bir gülümseme ile takım t-shirtini giydi. Babası gözünde yaş, kalbi sıcak duygularla dolu onu izledi. Çocuklar oğlunun kabul edilmesinden dolayı babanın mutluluğunu gördüler. Sekizinci turun sonunda Shay'in takımı birkaç puan kazandı ama hala 3 sayı gerideydi Dokuzuncu turun başında Shay eldiveni eline geçirdi ve sağ açık sahaya çıktı. Ona doğru hiç top isabet etmemesine rağmen oyunda olmaktan son derece mutluydu ve babasının ona tribünlerden el salladığını gördüğünde yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
Dokuzuncu turun sonunda Shay'in takımı yine puan kazandı. Şimdi bütün kaleler doluydu, oyunu kazanma şansı ortaya çıkmıştı ve topa vurma sırası Shay'e gelmişti.

Bu noktada Shay'in vurucu olmasına izin vererek oyunu kaybetme riskini mi almalıydılar? Şaşırtıcı bir hamleyle Shay'e sopayı verdiler. Herkes topa isabet ettirme şansının sıfır olduğunu biliyorlardı çünkü bırakın topa vurmayı Shay sopayı bile elinde tutmasını bilmiyordu. Ama Shay sahaya çıktığında top atıcı, diğer takımın kazanma şanslarını bir kenara bırakarak Shay'e bu fırsatı tanıdıklarını görünce birkaç adım öne giderek yumuşak bir şekilde topu Shay'e doğru fırlattı. İlk topa Shay zorlukla sopayı savurdu ama ıskaladı. Atıcı tekrar birkaç adım öne doğru geldi ve topu yine yumuşak bir şekilde Shay'e doğru attı. Shay sopayı savurdu ve hafifçe topa dokunarak yere atıcıya doğru vurdu.

Oyun şimdi bitecekti. Atıcı topu yerden aldı ve ilk kaledeki adamına kolaylıkla atabilecek ve Shay'i sobeleyerek oyunu bitirebilecekti. Ama atıcı topu aldı ve ilk kaledeki adamının başının üzerinden diğer takım arkadaşlarının erişemeyeceği yere fırlattı. Tribünlerdeki herkes ve iki takımda bağırmaya başladılar, 'Shay, ilk kaleye koş, ilk kaleye koş!' Shay hayatında hiç bu kadar uzağa koşmamıştı ama ilk kaleye gidebildi. Şaskınlıktan büyümüş gözleriyle yere çöktü.

Herkes bağırmaya devam etti, 'İkinci kaleye koş, ikinci kaleye koş' Nefes nefese Shay zorlukla ikinci kaleye koşabildi. Shay ikinci kaleye geldiği sırada açık sahada diğer takımdan biri topu almıştı ... takımın en küçüğü olan bu çocuk kahraman olma şansını elinde tutuyordu. Topu ikinci kaledeki adamına atabilirdi ama top atıcısının niyetini anladığından o da kasıtlı olarak topu üçüncü kaledeki arkadaşının başının üzerinden attı.

Herkes bağırıyordu, 'Shay, Shay Shay, bütün yolu koş Shay'

Karşı takımdan birinin yardım ederek onu üçüncü kaleye doğru döndürmesiyle Shay üçüncü kaleye koşabildi, 'Üçüncüye koş! Shay, üçüncüye koş!'

Shay üçüncüye gelirken diğer takımdakı çocuklar ve seyirciler ayağa
kalkmışlardı ve bağırıyorlardı, 'Shay, hepsini koş! Hepsini koş!' Shay
hepsini koştu ve oyunu takımı için kazanan bir kahraman olarak herkes tarafından alkışlandı.

'O gün', dedi babası, gözlerinden yaşlar aşağıya doğru süzülerek,
'iki takımdaki çocuklar da dünyaya bir parça sevgi ve insanlık getirmeyi başardılar'.

Shay bir sonraki yaza yetişemedi O kış öldü. Bir kahraman olduğunu ve babasını mutlu ettiğini ve eve geldiğinde annesinin de gözyaşları içinde onu kucakladığını asla unutmadı.sevgi ve ölüm arasndaki bağı biliyor musunuz..ben biliyorum dostlar..kardeşimi çok özlüyorum..ömrümde ilkkez onun son nefeslerinde seni seviyorum diyebildim..sizde demek ister misiniz..sevgi bağımız kopmasın..okuduğunuz için sizi seviyorum..



16 Ocak 2013 Çarşamba

Tefekkür..



Düşünce dünyasına girmem gerektiğini öğrenmek uzunca bir zamanımı aldı..Derlerdi büyüklerim ‘Allah’ın işine karışılmaz,sual olunmaz’ bu yolla hareket ederek uzun yıllar hiçbir şeyi sorgulamadım ne gördüklerimi,ne dinimin gereklerini,ne çevremi,ne ruhumu ne de ibadeti..Sonra bir gün..

yüksek topuklar :)


tam 527 sayfa sonunda bitti..

Yüksek topuklar...Murathan Mungan mı yazmış bunu yoksa okuduklarımdan sonra mutlaka bir kadının elinden çıkıp Murat abimizin ellerine teslim olmuş onun tarafından işlendikten sonra mı yayınlanmış acaba dedirtti.
Başarılı bir grafiker olan Nerminin hayatı kendince çizilmiş zengin ama aile kopukluğu içerisinde büyüyen bu kadının hem kendi hayatını hem çevresine bakışını aynı anda irdelerken bir sabah çok fazla samimiyeti olmamasına rağmen tüm yılışık ve yapışkanlıklarıyla sırf evliliklerini kurtarma derdinde olan bir arkadaşının kızını yani Tuğde'yi hepi topu 5 günlüğüne Nermine bırakmalarıyla olaylar başlar..

13 Ocak 2013 Pazar

Tabakhaneye b*k yetiştirmek ne demek?



Osmanlı döneminde deri tekeli bir yer vardı; orası da Safranbolu.. Safranbolu'da tabaklanmayan deriyi satanlardan, o dönemin tüccarları alış veriş yapmazlardı.

O dönem çok para kazanan Safranbolu'lu iş adamları Köşkler, konaklar ve 99 odalı evler yaptırmış, bazı evlerin içine çeşme dahi getirilmiştir...Safranbolu' yu ziyaret ederseniz bu şahane konakları müze gibi gezebilirsiniz,pansiyon olarak günlük ziyaretçisi de olabilirsiniz.

9 Ocak 2013 Çarşamba

Gözyaşı Şişesi..



Asırlardır farklı medeniyetlerce farklı zamanlarda
bazen ölünün arkasından dökülen ve mezara gömülen acı gözyaşları için
bazen savaşlara ve uzaklara giden baba ve kardeş için
bazende bir gün gelir ümidiyle bırakıp giden veyahut hiç ümit vermeyen sevgili için dökülen gözyaşlarını saklamak için yapılan zarif ince ve ufak şişelerdir.
Gözyaşı dolu olan bu şişeler, Osmanlı'nın o en güzel dönemlerinde sevginin, özlemin, hasretin bir göstergesiydi.

7 Ocak 2013 Pazartesi

2013..


Ve 2013'ün ilk yazısı....
geçen yıl 02-01-2012 yeni yıldır bize sürpriz yapar dedik gözümüzü hastanede açtık..
02-01-2013 dedik vira bismillah sabah korkudan gözümün birini açtım diğeri kapalı bişey olacakmı acaba diye tedirgin bekliyorum ses yok..yavaşça kalktıımm evin içini turladım hane halkı gayet iyi;
-ohh çok şükür deyip bi çay demledim, keyifli bir kahvaltı yaptık misafirlerimizle birlikte..
Hepinize yeni yılda önce sağlık diliyorum ve sonra mutluluk ve başarı ve bol bereketli savaşsız, şehitsiz, entrikasız kazasız belasız bir yıl yürekten çok içten diliyorum..