music

8 Aralık 2015 Salı

saçkıran ve sirke ruhu..


Blogumda en çok okunan ve gerek maillerime ve gerekse bloguma yazan çok insan olduğunu düşünerek 2. kere yazma ihtiyacı hissederek bir kaç şey paylaşmak istiyorum..

Size o çok farklı aktarımdan bahsetmiştim hani ellerime cetvelle vurup pozitif olmam gerektiğini söyleyen acaip amcadan..
Önce sirke ruhundan bahsedelim;

5 Aralık 2015 Cumartesi

Ruh, Meditasyon, Tefekkür ve Terapi..



Her insana farklı bir ruh veren
Her insana kendi ruhundan üfleyen RABBİM..
Ve her iki ruhun karışımı ile ortaya çıkan bir enerji

Her şey biranda gelen düşünceyle başladı..
Rüzgar dedim kendi kendime; görüntüsü olmayan ama sana dokunan bir varlık..
Yağmur dedim sonra..kaynağını görmediğimiz bir yerden ve gökyüzünden geldiğini bildiğimiz canlı varlık..Mevsimler yapraklar çiçekler bitkiler hepsini ayrı ayrı düşününce, düşünce bir basamak derine iniyor..Aslında derinlik kazanırken bir basamak yükseliyorsun..

Tefekkür ve meditasyon bana göre aynı şeyler..
Bir gün okuduğum kitabın bir yerinde -sen aynı anda hem sen hemde yaprak olabilir misin diye sordu kahraman..O an gözümü boşluğa dikip yaprağı düşündüm, ince ve kalın damarlarını rengini, büyüklüğünü o yaprağın ben olduğumu, derken meditasyona girdiğimi anladım..bunu hissetmek gerçekten müthiş bir duyguydu..ilkkez canlı bir varlığın içine girdiğimi oradan kendime baktığımı görebilmek inanılmaz bir deneyimdi..

Hala bu devam etmekte..

Neden bunu anlattım?

Masaj terapistinin günümüzdeki anlamlarına girmeye lüzum görmüyorum, asıl anlatmak istediğim şey; Terapistin bir çok deneyimlerden geçip gerçekten terapi uygulanacak kimseyi hissedebilmesi..
Nasıl yani ne demek hissedebilmesi?
Yani kişinin aurasını; yaydığı enerjiyi, anında algılayabilmen gereken elektriğini..Sağlığı ile ilgili sorununun nereden kaynaklandığını belinden boynuna kadar uzanan damarları, o damarlarda oluşan tıkanıklıkları..kasları, fibrositleri ve sinirleri, ruhu ve psikolojisi..
Anatomiyi elbette öğrenmek gerekiyor fakat beden ve ruh ikiz kardeş birini diğerinden ayrı tutarsan denge kaybına uğrarsınız..

Terapist önce kendini tanımalı..ruhunu anlamalı kim olduğunu bilmeli negatif enerjisini topraklamalı egolarından arınmalı sağlık eğitiminden ve psikoloji tecrübeleriyle yol katetmeli ki; fark yaratmalı..farklı olmalı..

Son 1 yılım sürekli deneyimleyerek ve öğrenerek geçti ondan önceki eğitimler temelimi oluşturmuştu..şimdi oldum demiyorum asla..daha çok yol almam lazım..sadece yol alıyorum durmadan hız kesmeden, azimle isteyerek düşünerek hissederek ve severek..
İnsanlara şifa verebilmek kadar güzel bir duygu yokmuş meğer..
geri dönüşlerin mucize gibi olması beni çok mutlu ediyor..Şifacı değilim ama bildiğim bir şey varki; o da bazı şeylerin doğuştan geldiği..

Ve sanki içimdeki o sırrın kaynağı bana üflenen ruh'da gizliymiş gibi hissediyorum..
Ve Rahman olan Rabbim bana rüya gibi bir hediye vermiş..
Ve o hediyenin mucize olduğunu mucizeler getirdiğini gördükçe şükrediyorum..
Allah her kuluna güzel bir hediye vermiş..
Dünyaya neden geldiğini bilmeyen ama kendine sürekli soranlar için;
belki şu an anlayamıyorsunuz belki yanlış yollardan geçiyorsunuz ama o yolda sizin için biçilmiş değerler varki siz o yolu katetmek durumundasınız..Sadece sabredin..
Bir gün hiç ummadığınız bir anda Allah size üflediği ruhla beraber nasıl bir hediye sunduğunu düşündürecek..bulacaksınız..

16 Ekim 2015 Cuma

Yeni Kapı'nın Hikayesi



– Bir gün Ahmet Çelebi Üskadar’a geçmek ister. Karşı sahile o zamanlar sandallarla geçilirdi. Eminönündeki bir sandala atladı. 4.Murat ise sık sık tebdil-i kıyafet halkın arasına karışır, yasak ettiği içki ve tütünü içen varmı diye gezinirdi. Yakaladıklarını asla affetmez ve kellesini vurdururdu. O gün padişahta kıyafetini değiştirmiş ve Eminönünde bulunuyordu. İki yolcusu olan sandal hareket ettiğinden, zaten bir yolcu binmiş olan Ahmet Çelebinin bulunduğu sandala atlayıverdi. Sandalcı seslendi “Beyim yanlışlık olmasın Üsküdar’a geçiyoruz” 4.Murat “tamam dedi bende Üsküdar’a geçiyorum”…
Sandalcı yavaş yavaş asıldı küreklere, açılmaya başladılar ağır ağır. Ahmet Çelebi selam verdi 4.Murat’a “Beyim ne işle meşgulsünüz”
4.Murat ” Celebim dedi. Anadolu’ya büyükbaş bakmaya gidiyorum. Siz dedi? – Ne iş yaparsınız.?
Ahmet Çelebi “Remmal’im” dedi.”Ahmet Çelebi derler…!”
4.Murat ” Ooo namını çok duymuştuk üstadım”… Üç beş sohbetten sonra sandal iyice açılmıştı kıyıdan ki; 4.Murat lafa girdi.” Yaa şu padişah iyi hoşta, bi tütün vardı zevkîmiz onuda yasakladı.
“evet” dedi Ahmet Çelebi… Sonra 4.Murat devam etti “Bilsen üstadım nasıl tiryakiyim bende tütünün. Valla fırsat buldukça içiyorum gizli gizli. Şimdi denizdeyiz. Burda kimse görmez. Sizde iyi birilerine benziyorsunuz. Ben bir tütün içeceğim kusura bakmazsanız. Ama sakın ha şikayet falan edeyim demeyin”…. Bir süre sessizlikten sonra belindeki tabakayı çıkarıp bir sigara sarmaya başladı 4.Murat…!
Ahmet Çelebi ” hele evlat bide bize sar bakalım ” dedi.
Ardından kayıkçı seslendi “Beyim ayıp olmazsa bende isterim. 4.Murat hiç sesini çıkarmadan iki sigaralık daha sardı. Birini Ahmet Çelebiye verdi, ötekini kayıkçıya uzattı. Üçüde yaktı tütünleri başladılar içmeye.
4.Murat “Üstadım” dedi, namını çok duyduk senin. Attığın tüm remiller çıkarmış bir bir. Her müşkülü olan koşarmış sizin yanınıza. Bi ricam olacak.
“buyur” dedi Ahmet Çelebi.
4.Murat ” hele bi remil at bakalım, padişah şimdi nerdedir.? Ne de olsa tütün içip onun yasağını çiğniyoruz. Nerde olduğunu bilmekte fayda var.
Ahmet Çelebi çıkardı cebinden Remil taşlarını. Sandalın önünde atmaya başladı. Notlarını alıyordu bir bir. Sonra döndü 4.Murat’a ” Deniz üstünde gözüküyor” dedi.
4.Murat ” aman, o zaman hele bi daha at bakalım, bize uzakmı yakınmı?” dedi.
Ahmet Çelebi yine atmaya koyuldu remil taşlarını. Yazdı çizdi yine bir kenara. “Olmadı” dedi, sıkıntıyla, tekrar atmaya başladı taşları. Sonra off ladı ve terlemeye başladı. Tekrar attı remilin sonucunu beğenmeyip. Sonra gayet kısık bir sesle “bu hesaplarda bi yanlışlık yoksa, 4.Murat, ya bu kayıkçı, yada sensin” dedi.
O zaman 4.Murat meşhur meşin bilekliğini gösterdi kolunu sıyırarak. Üstündeki altın işlemeler ışıl ışıl parlıyordu insanın gözüne. “Evet” dedi, 4.Murat benim…!”
Kayıkçı başladı yakarmaya hemen “aman padişahım biz ettik sen eyleme. Bağışla bizim canımızı. Bi cahillik ettik hayır diyemedik teklifine”
Padişah fırladı birden ayağa, “Biz bu güne kadar buyruğumuza karşı gelen kimseyi sağ komadık” sonra oturdu yine yerine. Sonra remmâle dönerek; “sen” dedi, “alim olduğun halde neden uymadın buyruğumuza. Ahmet Çelebi gayet sakin “verilecek bir boynumuz vardır, o da kurban olsun padişahımıza” dedi.
4.Murat “Ben ilme de, alime de saygılıyım. Sende ilmini bize ispat ettin. Sana bir sual daha soracağım. Eğer bunu da bilirsen canlarınızı bağışlarım” dedi.
Ahmet Çelebi “emrine amadeyiz, başımızla beraber padişahım” dedi.
4.Murat ” -hele bi remil at bakalım. Ben saraya bugün hangi kapıdan gireceğim?” dedi.
Ahmet Çelebi hiç ikiletmeden başladı yine remil taşlarını sandalın tabanına atmaya. Taşların sesleri hiç bukadar çok çıkmamıştı şimdiye kadar. Tıkırdamaları kulakları tırmalıyordu sanki. Ahmet Çelebi ikinci kez atmadı bile. Sonucu hemen cebinden çıkardığı bir parşümenin üzerine karaladı. Sonra uzattı kağıdı katlayıp padişaha. Kayıkçı kürek çekmeyi çoktan bırakmıştı. Korku ile bi Ahmet Çelebi’ye, bir padişaha bakıyordu. 4.Murat kağıdı açarken Ahmet çelebi tuttu padişahın elini. “Pahişahım, bu işin raconu da böyledir. Hele sok o kağıdı kuşağına. Kağıdı kapıdan girdikten sonra okuyacaksın” 4.Murat kağıdı kuşağına sıkıştırdı. Biraz düşündükten sonra kayıkçıya dönerek “çek bakalım Lâlâ sahiline” dedi.
Kayıkçı elinden geldiğince hızlı olmaya çalışıyordu. Ama canından korktuğu içinde tüm gücüyle çekemiyordu kürekleri. Yarım saat sonra varabildiler sahile. Padişah zıpkın gibi fırladı yerinden ve karaya hopladı. Surlara yaklaşınca bağırdı sur nöbetçisine “Ben padişahın Murat Han’ım, tiz söyle vezire, toplasın duvar ustalarını alıp gelsin buraya” üstündeki kıyafeti bir hamlede atınca sırtından padişah; nöbetçi fırladı gitti hemen. Kayıkçı bir anlam veremiyordu olanlara. Ahmet Çelebi ise cübbesinin eteğini toplamış, boynunu bükmüş, hazırol vaziyette beklemekteydi sessizce. Kayıkçı Ahmet Çelebinin huzurlumu, huzursuzmu olduğunu sezemiyordu takındığı halden. Daha çok artmıştı korkusu…!
4.Murat bağdaş kurup çöktü çimlerin üzerine. Sonra işaret etti Ahmet Çelebi’ye ve kayıkçıya oturmaları için. Biraz sonra vezir gözüktü surların üzerinde. “Beni emretmişsiniz devletlûm” …!
4.Murat hiç istifini bozmadan seslendi vezire “getirdinmi duvar ustalarını?”
Vezir “Getirdim Devletlûm”
“-O zaman söyle onlara, tiz bu duvar yıkılıp buraya bir kapı açıla”
Hummalı bir çalışma başladı ardından. Padişah hafifçe tebessüm ediyor, Ahmet Çelebi’yi süzüyordu. Bakalım olmayan bir kapıdan gireceğini bilebilecekmiydi saraya. Kayıkçı ah vah etmeye başlamıştı işin nereye varacağını düşündükçe. Ahmet Çelebi kafasını hiç kaldırmıyor, sürekli yere bakıp duruyordu. Dudakları kıpırdıyor; sanki dua eder gibi bir hali vardı. Kayıkçı bunu farkedince tamam dedi içinden. Şimdi yandık işte. Ahmet Çelebi bile dua etmeye başladığına göre kellelerimiz gitti demektir. Bir kaç saat sonra duvarda bir gedik açılmıştı. İçeriye girip çıkılacak kadar. Padişah doğruldu yerinden. “Hadi bakalım Ahmet Çelebi, girelim artık şu kapıdan” Ahmet Çelebi’de doğruldu yavaşça. Padişahın ardı sıra yürümeye başladı. En arkada ise kayıkçı vardı. Onun da ayakları titriyordu. Bizlerinin bağı çözülmüştü sanki. Zar zor adım atabiliyordu. Hep beraber girdiler açılan gedikten içeri. Girer girmez padişah kuşağından çıkardı kağıdı. Kağıtta şu yazılıydı :” PADİŞAHIM, YENİ KAPINIZ HAYIRLI OLSUN”
İşte o gün 4.Murat’ın açtırdığı bu kapı, halen YENİKAPI olarak anılmaktadır. 4.Murat zamanında tütün içerken yakalanıp, tek kellesi vurulmayan iki kişi; Ahmet Çelebi ve Kayıkçının kellesidir.

15 Ekim 2015 Perşembe

Hayat Kadını..


Aralıksız çalışıp ağzı açık dar düşüyorum eve..
Çok yoruluyorum, çok çalışıyorum, uğraşıyorum lanet olası para dediğin ucuz kağıt parçası yüzünden boğazımdan bir lokma geçsin, ve ileride adam gibi yaşayabileyim diye..
Yaşamak için..

Birde hayatta kalmak için mücadele edenler var, suriyeli dilenciler gibi, çöp toplayıcılar gibi, kimseye el açmadan onuruyla aç kalıp, onuru için aç uyuyanlar gibi..
Ve birde;

Bir kaç sene önce Ankara'lılar  belediye başkanı İ.Melih efendi sayesinde sokaklara örümcek yavruları gibi saçılan hayat kadınlarının sığındıkları evleri yani kısaca genel evleri yıktırmıştı, bilirler sonrasında hürriyetin Ankara ekinde -ben onlara daha ferah, Ankara dışında rahat rahat yayla gibi evler yaptıracağım demişti ama hala ortada benim bildiğim o evlerin olmadığı..
Bu nedenle ortada dolaşan sürüyle hayat kadınlarının yol kenarlarında bekleyişi devam ediyor, ve yine bu nedenle benim semtimde 2 yıldır hayat kadınları yol üstünde sıra halinde bekleşiyor tabi bu yüzden benim gibi semt sakinleri de ki özellikle bayanlar çok rahatsız oluyor, yani kadın kadından rahatsız oluyor Çünkü bu bizim pis bakışlı piç kılıklı puşt ruhlu Ankara erkekleri, normal sabah işine giden servis, otobüs veya minibüs bekleyen çalışan kadınların da hayat kadınları olabileceği düşüncesiyle arabalarını yavaşlatıp yol kenarına yaklaşıp ve korna basarak, selektör yaparak minicik beyincikleri ve bel altı zekalarıyla resmen taciz edip, gözlerini patlana dek karşı taraftan cevap beklemeyi seviyorlar ama bu tavır ve hareketleri gerçekten çok can sıkıcı ve hatta çirkin ötesi..

Ve böylece diğer işine giden kadınlar gibi sabah otobüs beklerken meydana gelen bu iğrenç durumdan nasiplenirken 155 i bilmem kaç defa arayıp hayat kadınlarını şikayet ettim..
Birgün otobüsten inip eve doğru ilerlerken yol kenarında şişman ama güzel yüzlü ve hatta yaşı çok genç bir kadını görüp kenara çekilip izleme kararı aldım bi süre sonra arabanın biri yanaştı sanırım anlaştılarki kadın adamın arabasına binip gitti sonraki zamanlar da da sürekli aynı kadını görmeye başladım bir kaç hafta sonra karşı yolda yaşlı bir adamla konuşuyordu bulundukları yerin arka kısmı boş arsa olduğu için kızla o yaşlı adam arsaya doğru dönüp giderlerken çok sinirlendim ve 155 arayıp kadını ihbar ettim, ettim ama sakinleştikten sonra bu defa da yanlış mı yaptım diye düşünmeye başladım.

Bir kaç ay o kadını görmedim içimden -heralde ihbarım etkili oldu diye düşünmeye başlamıştımki 2 akşam sonra pat diye karşıma çıktı bu defa hiç düşünmeden;
-bişey sorabilir miyim dedim dönüp yüzüme baktı yakından gerçektende yaşının çok küçük olduğunu ve çokda güzel olduğunu farkettim
-neden bu işi yapıyorsun diye sordum
-mecburum dedi
-ne mecburiyetin var gerçekten çok merak ediyorum dedim
-küçük bi kızım var dedi
-kaç yaşında?
-2.5 yaşında
-annen yada bi yakının yokmu baksın?
-elin ayağın tutuyor aklın başında görüyorum neden çalışmıyorsun normal insanlar gibi?
-yada bu işi yapmak için sebebin nedir?
soruları yağdırdım tek tek..O da tek tek cevapladı
-Ailem var ama yok, onlar beni terk etti çocuğumun babası ortada yok çekti gitti
ve yalnız kaldım çalışmak istedim çalıştım asgari ücret verdiler evin kirasınımı veriyim elektirik su yakıt boğazımızamı bezemi veriyim (o ara acı bi gülümseme gördüm) veriyimde elimdeki para yetmediki abla..ben bu işi isteyerek yapmıyorum abla kimsesizlikten yapıyorum dedi ve beynim o an dankk etti koca bi balyoz yemişim gibi hissettim ne büyük bi hata yaptığımı o an anladım..içten içe bi utanma duygusu sardı beni çünkü kadını ihbar ettim..diyecektim o an gerçekten utanma duygumun ağırlığıyla resmen kaçarak uzaklaştım..sonraki zamanlarda onu bekledim bu defa karşı yolda yine arabalar dizilmiş bekliyorlardı benide öyle zannetmesinler diye karşıya geçipte kendimi ihbar edemedim..
Halan beklemedeyim
ihbarımı o kadına ihbar etmek için..günah çıkarmak için belkide..
Asıl kimleri ihbar etmem gerektiğini  anladığımda beynimden çarpılmışa döndüm
o yol kenarına dizilen araçların sürücüleri olan ş....z karaktersiz zavallı erkeklerdi..
Aciz..3 kuruşluk 3 dakikalık mutluluk için parayla b*k yiyen erkekleri..
ve birde o kadınlar için ev yapacağım diyen şahsiyeti...


29 Eylül 2015 Salı

sinema ve alışveriş




Aylar oldu sinemaya gitmedim

Dün Küçük Prens'e girelim dedik arkadaşımla

Kitabını okumayanlar için filmi anlamak pek mümkün değilmiş onu algıladım..

Bu yüzden önce kitabı okuyun sonra filme gidin isterim fakat bu film çocuklar için değil aslında bunu biz yetişkinler ne zaman idrak edecek anlamıyorum..


Avm'leride gezmeyeli hayli olmuştu hadi çıkışta birde sağa sola bakalım ne var ne yokmuş derken Rossmann'a denk geldim girdim içeri..

Tarçın özlü kasede mum aldım odamda olmazsa olmazlarımdan biridir.

Fotoğrafda gördüğünüz Aynı sefa özü kremi el vücut ve yüz için olanı, fakat yıllardır çantamda telefon gibi taşıdığım şeylerden biride Aynı Sefa Kremidir ve çevremede özellikle kullanmalarını tavsiye ederim ki; bir dolu özellikleri vardır mesela; tatile gidiyosunuz güneş kremi ve yağlarına tonlarca para veriyorsunuz yinede kıpkırmızı olup cayır cayır yanıyorsunuz işte bu durumda bana gelen bir çok müşterime aynı sefayı önermeyle kalmayıp yanan tahriş olan bölgelerine kremi sürerim zaten çok geçmeden o yanma hissi kaybolup yerini rahatlamaya bırakır dövme yaptırdınız 1 hafta canınız yandı, böcek yada arı soktu ağrısı ve acısını dindiremiyorsunuz, çatlaklar oluştu kilo alıp vermekten veya doğumdan kaynaklanan, kırışıklıklar oluştu göz çevrenizde veya ellerinizde bu durumlarda tek tavsiyem AYNI SEFA KREMİ'nin ta kendisi olur o bu işlerin efendisidir resmen kullanırsanız ne demek istediğimi anlayacaksınız ;)


3.aldığım üründe jojoba vücut yağı;

ben bunu masaj yağlarımla karıştırıyorum masaj yağlarının dereceleri ciddi anlamda önemli olduğu için zaman zaman biraz katı yağların içine vücut yağı karıştırınca istediğiniz kıvama getirebilirsiniz.

Jojoba yağı cilt üzerindeki akneleri gidermekte yardımcı olur. Aynı zamanda, yaşlanma belirtisi olan kırışıklıklar üzerinde de etkilidir. Yine Jojoba yağı nemlendirici özelliğe sahip olduğu için cildi nemlendirmekle kalmaz, yağlı ciltteki yağ durumunu da dengeler. Sivilceli, yorgun ve yıpranmış ciltlerdeki etkisi de oldukça fazladır. Cilt üzerindeki yanma ve dökülmeyi de hafifletir, cilde esneklik kazandırır. Özellikle karın ve bacak bölgelerindeki çatlakları da önler.

Yüz masajında ise; normal nemlendirici özelliğe sahip kremle jojobayı karıştırıp kullandığımda cildin rahatladığını, esnekleştiğini ve aydınlandığını hissedersiniz. ve ayrıca boyun, saçlı deri ve yüz masajı, evin çatı vazifesini gören tamamlayıcı masaj türüdür ki; baş masajını tatmin edemezseniz yaptığınız tüm vücut masajını kaldırıp çöpe atabilirsiniz..

Ayak Pudrasına gelince; Refleksoloji uygulamasında ben çok yağ veya krem kullanmıyorum bir miktar ayak pudrası ve çok az aromaterapi yağı ile başlıyorumki hem ellerim kaymadan kolaylıkla hareket edebiliyorum hem ayak kokusunu önleyip ayak ve parmak aralarını rahatlattığı için sıklıkla kullanıyorum. Bu konu benim için oldukça önemli olduğundan konuyu daha sonra ayrıntılı anlatmak isterim.

Aslında öyle çok şey varki anlatacağım ama hepsini bir yazıda toplamam hem yorucu hemde kafa karıştırıcı olacağı için bi sonraki yazıma saklayım istiyorum.


Bu yüzden ben sadece size yağmurlu bir günde rahmet kapılarının tam açık olduğu anlarda yüreğinizinde kapılarının açık olmasını dileyip müşterilerim için yola çıkıyorum, görüşmek üzere..

15 Eylül 2015 Salı

facebook ve web adresim..



Bu aralar minik mutluluklar ve küçük telaşlarla işimin temel taşlarını oluşturuyorum..
Uzunca zaman işimi anlatmadım..Nazar değer diyemi yoksa yanlış anlaşılırım diyemi?
Hep ikilemde kaldım açıkçası..
Ama bu gün anlatmak istiyorum..

5 Eylül 2015 Cumartesi

8 yaşındayım..


Merhaba Defterim..

Bloğum bugün 8.yaşına girdi..
Hani çok uzun zaman sonra yağmurların ardından doğan gökkuşağı gibi beliriverdim ansızın :)
Nice yıllara..nc
Varsın az geleyim uzaktan geleyim zor geleyim ama varlığın olsun yeter bloğum..

25 Mart 2015 Çarşamba

vazgeçtim..


Haftalardır uykusuzum..
Sabah ezanını duyduğum an uyuyakalıyorum..
Uyumaya nasıl ihtiyacım var bir bilsen defterim..

Halsizim..
Kolumu kaldırmaya dermanım kalmadı..
Hızla kilo veriyorum
bu iyi bir şey..çoktan 60 kilo olmam gerekirdi..

Moralmen çökmüş durumdayım..
yeni değil neredeyse 1 aydır..

21 Ocak 2015 Çarşamba

kesitler..



kesik kesik gelişlerim nedeniyle sayfamı terk etmiş zannetmeyin..
ben konuşma özürlüyüm yazamazsam rahatlayamam...
sevgili defterim..
sanalda yazı yazmaya başlayalı tam 7 yıl oldu..kimseyle bir kıyasım ihtirasım hırsım olmadan yazdım..reklam koymadan para beklentisi olmadan..Maneviyatımı düşünerek blogumu oluşturdum öylede devam ettim..Koca 7 yıl.. yaşananlar 2 kelimeyle dile kolay...
Zahmet verip sayfama girip konuk olan tüm dostlara ve dahi bilmediğim tüm insanlara teşekkür ederim..çok taze girdiğimiz yeni yıl dilerim hepimiz için sağlık ve mutluluklarla dolu olsun..