music

7 Temmuz 2013 Pazar

dert-eşme...


Benim değerli defterim...

Bir gün eğer yaşayabilirsem bir 20 sene sonra yaşayıpta kaleme aldığım her bir satırı okurken o zaman yanımda kim olur bilemiyorum işte ben o kişiyle birlikte geçmişimi, yazmadığım ama yüreğime yolladığım mektupları da ona hem anlatmak hem de okumak istiyorum, çünkü yaşadığım her şey benim için herkez gibi çok değerli..İnsanlar bu satırlarımı okusunlar diye hiç bir uğraşım olmadı, olmayacakta..bazen dertleşmek için bir dost bulmak da istemiyorum sadece yazıp rahatlamak belki daha iyi gelebiliyor..



Geçen hafta çok özel bir derneğe kaydımı yaptırdım öyle uykusuzdum ki; ilk haftada çok fazla bir şey anlayamamıştım ama bu gün çok daha iyi bir dinleyici olduğumu düşünüyorum, gelecek için insanların bir araya gelip güzel bir enerji vermesi, ve o tüm güzel duyguların birleşmesi gerekiyor, bunun içinse yapılması gereken tek şey egolarımızı tamamen yok etmek asıl mesele bu..Bu gün kendimi çok olumlu hissedemesem de; sunumu yapan başkanlarından biri ki; çıtım çıkmadan sessizce takipte bulunmuş olmama karşın toplantı sonunda bana doğru eğilip ' enerjiniz çok güzel, lütfen bırakmayın ileriye dönük çok başarılı olacağınızı düşünüyorum' dedi ve ben o her zamanki şaşkın bakışlarım ve içsel utangaçlığımla  sadece fısıltı halinde teşekkür edebildim..Onun ne demek istediğini biliyorum ama şu an bunu okuyanlar ve gerçekte beni tanımayanlar ne anlama geldiğini bilmiyorlar bu yüzden bu satırlar sadece bana özel..

Ego üzerine kurulu bir konuyu akşam vakti dinlerken gündüz yaşadıklarımı düşündüm ve aslında bu gün yüreğim çok kırgın...şu bitmek bilmeyen hassasiyetimden nefret mi edeyim yoksa iyi mi yapıyorum bilemiyorum..bir keresinde hani o çok sevdiğim adam bana -sen bu kadar iyi olmak zorunda mısın diye sorduğunda -niye, ben ne yapıyorum ki demiştim..bana -bu kadar iyi olma, lütfen olma dedi ve durdum..sonra tüm o olaylar arka arkaya geliştiğinde söylediği o sözü aklıma geldi fırtına öncesi bir sessizliğim hep olmuştur çünkü olayları anında değilde sonradan süzgeçten geçirip -keşke şöyle deseydim ama o an aklıma gelmiyorki derim diyorumda..ve bir gün ona pamuk prensesin ölüp üvey annesinin neler yapabildiğini gösterdiğimde hayatından nefret eder olmuştu..Kötü olmak için hiç çaba sarf etmedim çünkü içimizde her zaman bir iyi birde kötü insan vardır tıpkı melekler gibi saf bir melek ve kurnaz bir şeytan misali..Tüm kötülüğümü ona kustuğumda anlamıştı ki; kaçan kovalanır bende tüm nefretimi saçıp kaçmayı tercih ettim..Neden bunları anlatıyorum..konumuz ego değil mi evet ego.. O halde evrendeki insanların genel tercihi olumsuzluk kıskançlık hırs ve mutsuzluktan yana..

Aşk kavramı bile öyle tabi inanışımız bu yönde..Aşk varsa ölüm vardır acı vardır gözyaşı ve bilimum şeyler..Ben kıskançlığımı terk edeli uzun yıllar oldu..O günden beri kıskanıldığım noktalar olaylar ve insanlar da peydah oldu, ya acı acı gülümsedim ya da; kahkahalarla gülüp geçtim kendimi çok daha iyi hissetmemi sağlayan bu kıskançlığı terk etmek öylede kolay olmadı fesatlıkla kıskançlık ikiz kardeş gibidir bana göre..tevazuyu gün geçtikçe öğreniyorum yok mu huysuzluğum fenalığım elbette var diyorum ya; melek değilim ama melanet hiç değilimdir..Bir kadın güzelse ona severek bakarım ve bunu söylemektende hiç gocunmam..Konu çok sürecek biliyorum işte ben bu gün böyle bir durumla karşı karşıya kaldım..hiç hoşlanmadığım şeylerden biri de kenar mahalle dilberleri gibi saç saça başbaşa kavga etmenin öteki yüzü şerli atışmaktır kendimi bu gün tutup önce dinleyip ardından  sakin dik ve yerinde konuşup -git artık bitmiştir deyip kestirip atabildiysem bu zaman içinde kendimle savaş verip kazandığım bir parça egonun çöpe atılmasıydı. yırtmadım ağzını gözünü onun üslubuna inemedim :) o dediğim de kim...geçmişten bir bayan arkadaş..çok mu mühim biridir elbette hayır sebep olansa çok sevdiğim bir başka arkadaşım..onu da sebep olarak göremiyorumki kardeşim..olacağı vardı ve bir gün bunu yaşayacağımı biliyordum nerden biliyorum o da sezgilerimden kaynaklanıyor sanıyorum oldu işte..
Hasılı günümün geri kalanında tüm  enerjim kuyuda kuruyan bir su gibi çekildi, yinede incindim sınır ve sabrımla mücadele etmek gerçekten çok zor, çoook zor..anladımki dayanabiliyorum belki eksik belki tam istediğim gibi değil ama bir gün olacak..
Görüyorum ki değerli defterim ben hala çok küçüğüm..önümde uzuuun bir yol var..bu küçüklük yaş değil, hamlık ve pişmekle alakalı..yarına bişeyim kalır mı..kalır :) küçük bir parça...ama daha ertesi sabah iyi olacağım..
son olarak bu gün 'yüreğinin götürdüğü yere git' kitabının son satırlarını metro da okudum..
Yüreğim ellerimin arasında kendisiyle uğraş veriyorken ben onu nerelere götüreyim gerçekten bilmiyorum..iyi geceler..